12 Mayıs 2016 Perşembe

1 Ay Sonunda..

Tam 1 ay 2 gündür görmüyorum onu.
Sesini duymadım. Yüzünü görmedim.
Çok zor olacak sanıyordum, ama olmadı. Aksine, şimdilerde hayatımın yine pembeleştiğini görebiliyorum.
Hayat devam etti elbette, ama bir de bana sorun nasıl etti J Evet geziyorum, evet harika görünüyorum, evet eğleniyorum. Ama içim?
Bir mekandayız, gözüm televizyona takılıyor. Hani olur ya böyle Eurosport görüntülerini yayınlarlar, televizyondaki kalabalığa bakıyorum mesela, içimden şu geçiyor “acaba şu kalabalıktaki insanlardan kaçı narsist?”
Ya da bir arkadaşımla buluşuyorum, mekan da vereyim Kalamış Divan. Biraz erken gittim, şarabımı söyledim önceden, insanları inceliyorum. Hava mükemmel, keyfim yerinde. Divan’ın bir tarafında bistro masalar vardır, genellikle yalnız ya da iki kişi oturulur. O tarafa bakıyorum, ona benzeyen birkaç adama gözüm takılıyor. Yaşları onun kadar. Önlerinde içkileri. Gözlerinde güneş gözlükleri. Belki ipad ya da telefon. İnceliyorum. Acaba ne dertleri var? Acaba onlar da böyle mi? Neden böyle güzel bir günü yalnız geçiriyorlar? Kaç kişinin canını yaktılar? Böyle sorular kafamda, simsiyah güneş gözlüklerimin arkasından bu insanları inceliyorum.
Sonra diğer tarafa bakıyorum, aileler var. Yaşlısı, çoluğu, çocuğu hep bir arada kalabalık masalarda oturuyorlar. Mutlular. Cıvıl cıvıllar.
Sonra diyorum ki, neden böyle bir tercih yaptım ben acaba? Bu adamın bana diğer taraftaki hayatı yaşatmasının imkanı yoktu. Benim de öyle bir derdim yoktu. Neden?
Ya da arkadaşımın çocuğu ile vakit geçiriyorum. Çocuk 5 yaşlarında, hastasıyım. Bol bol sarılıp seviyorum. Büyüdüğünde onun gibi olmasın diye dualar ediyorum falan.. 
Özetle, psikolojim pek hoş değil evet.
Benim gibi birine fazla geldi bu kadar karamsarlık. Dünyada böyle insanların olduğunu bilmek acı verici.
Bir de sürekli aklımda flashback’ler yaşanıyor.
Örneğin evliliği ile ilgili soru sorduğumda hep kaçınırdı. Hatırlamazdı. Sanki o evlilik hiç yaşanmamış gibi davranırdı. Kötü anardı. Demiştim ki “senin gibi biri nasıl evlilik yaşayabildi?”
Bana aynen şöyle demişti; “Oynadım. Oynuyorum. Hepinize sürekli oynuyorum zaten”
Kendi kendini nasıl da ele vermiş ve ben yine “acaba ne demek istedi” soru işaretleri ile kalmışım.. Keşke bu teşhisi daha evvel koyabilseymişim..
İlk yemeklerimizde birbirimizi tanırken bana “sen dürüstlük seviyorsun, samimiyet seviyorsun” demişti. Evet demiştim. Ben de ona sormuştum en önemli değerin ne diye, bana “vicdan” demişti.. Ne ironik.. Kendinde olmayanı söylemiş..
Sonra aklıma Mina Vaganti geldi. Ferzan Özpetek filmi. Eşcinsel olduğunu ailesine (özellikle babasına) itiraf edemeyen iki erkek kardeşin hikayesini anlatan bir film. Hatta bir kız var filmde, bu adamlardan birine aşık vs.
Bu film Digiturk’unde kayıtlıydı. Ara ara açar izlerdi. Herhalde 4 kere falan izledik evde bunu.
Bu da mı tesadüf? Ferzan Özpetek’in bir sürü filmi var güzel, neden bu film? Yapım yılı 2010, o zamandan beri biliyor muydu?
Kız-erkek ayrı okumuşlardı lisede. Bunun da etkisi olabilir mi?
Sürekli sorguluyor hala beynim. Zor bir dönem. Ama her geçen gün, o kasvetin üzerimden kalktığını hissediyorum.
Ya da mesela iş için Hadımköy’e ya da havaalanına gitmem gerekiyor. Bana şöförünü gönderiyordu. Şöförü de yeni, birkaç ay oldu işe alınalı. Fakat o şöför ona şahsi işleri için değil, iş ile ilgili ziyaretleri için atandı. Ona diyordum ki “beni sen bırak, şoförden utanıyorum, o senin işlerin için. Ben senin karın değilim, ne münasebet” vs. Bir de gerçekten utanıyorum, geriliyorum. Bir destek istiyorsa kendi alsın bıraksın istiyorum..
Bana derdi ki “Hazır şimdi bu işteyim ve böyle bir imkan var, kullan bunu. Kullan beni”
“Neden kullanayım ya seni..”
Böyleydi mantığı işte. Fayda almak, kullanmak üzerine bir dünya.
Bunun manasızlığını ifade edince de şaşkınlıkla bakıyordu.
Para güçtü onun için. Ama benim ailemde de para var, ben de öyle bir hayattan geliyorum zaten? Benim için yeni bir şey değil ki bu.. Hiç istemediğimde de şaşırıyordu işte..
Bu adam bana ne verdi diye düşünüyorum.
Güzel yemekler? Ben zaten öyle yerlerde sosyalleşiyordum, hatta daha iyilerinde..
Alkolün verdiği duygusal sarhoşluk? Ben zaten güzel içerim. Onunla başlamadı.
Aynı evli paylaşmak? Bu ilkti benim için evet. Ama herkesle yaşanabilecek bir deneyim?
Başka da bir şey hatırlamıyorum. Ötesi yok gibi. Hep yüzeysel seviyede onun verdikleri. Benim yaşayışım, benim algım daha derin o ayrı. Ama o benim meselem..
Gerçekten yer yüzünde onun bana yaşattıklarını yaşatabilecek bir çok insan var. Sadece onun fazla özel olduğuna dair beynim yıkanmış işte, gerçek bu.
Telefondan ve what’s app tan engelliydi çok uzun süredir. Tam 2 hafta evvel Instagram’ı da hallettim. Görmek istemedim ne yapıyor ne ediyor. O da beni görmesin.
Arkadaşlarımdan da rica ettim, onlar da engellediler. Üzücü durumlar ama ne yazık ki böyle olması gerekli.
Onun arkadaşlarını da engelledim. Onlar da görmesin.
Sadece o evli olan 30 senelik arkadaşının eşi duruyor. Onunla da cidden iyi anlaşıyoruz, çok cici biri, kalsın istedim. Eğer ileride onu da engellemem gerekirse muhakkak bilgilendiririm öncesinde.
Bana ulaşabileceği tek kanal email. Bir sürü email adresim var benim. İş mailimi (outlook’ta yüklü olan) engelledim. Öğrendim, kural oluşturuyormuşsun ve belirli kişilerden gelecek email’ler kesinlikle ulaşmıyor sana. Bunu yaptım.
Ama gmail ya da diğer adreslerimde bunu yapmak mümkün olmuyor maalesef. En fazla Junk’a düşüyor, onu da görebiliyorsun.
Geçtiğimiz hafta mailler atmaya başladı. Manasız manasız. 03:45’te falan. Ağır alkoll tabi. Öfke de var.
Sen kimsin de onu engelliyorsun?
Sen kimsin de kendi hayatının kontrolünü eline alıyorsun?
Ne haddine?
Hiçbir mailine cevap vermedim. Vermeyeceğim. Hayatı boyunca benden tek bir tepki dahi almayacak. Yeterince kullanıldım, artık benim üzerimden kendini tatmin etmesine müsaade etmeyeceğim.
Hakaretlerim bile besliyor onu, biliyorum. Onu çok iyi tanıyorum. Bu yüzden katiyen irtibata geçme çabalarına yanıt vermeyeceğim.
Maillerin tümü manipülatif. Her cümleyi al, analiz et, hepsi ama hepsi tamamen tuzak.
Örneğin diyor ki “Biriyle beraber olduğunu bilmiyordum. Ama eğer öyleysen ve mutluysan ben de mutlu olurum”
Bunu nereden çıkardı hiçbir fikrim yok.. Hiç ama..
Böyle bir şey de yok.
Ama cümledeki koşullara bak; “eğer öyleysen” – hani benden sonra biriyle olman imkansız, ben öyle mükemmel bir insanım ki, benden vazgeçemezsin ve bir başkasıyla olamazsın. Ama hani eğer bir ihtimal öyleyse..
Sonra ikinci koşul “ve mutluysan” – hani öyle bir durum olsa bile, bir başkasıyla asla mutlu olamazsın, sadece mutlu gibi görünüyorsundur ya da vakit geçiriyorsundur..
Bu iki koşul da gerçekse (ki bu onun için ölüm gibi) o zaman ben de mutlu olurum (hadi oradan..)
Neden böyle bir şey düşündü hiçbir fikrim yok ama iyi olmuş. Öyle sansın. Daha iyi. Uzak kalır.
Tek sıkıntı şu, halen evinde birkaç parça eşyam var (iyi parçalar, bırakabileceğim şeyler değil maalesef. Çok iyi bir ceket, iyi bir çanta vs)
Normalde iki lafından biri “Eşyalarını ne yapayım” olurdu ayrılmaya kalktığımızda. Elindeki blöf kaynağıydı onlar. Ben de “acelesi yok, kalsınlar” derdim.
Ama şimdi kalmalarını istemiyorum. Bana geri göndersin istiyorum. Anahtarını da vereyim. Tamamen kopsun bağ.
Ne acayip, boşanma gibi bir şey oldu bu..
Maillerinde eşyaların lafını bile etmiyor. Çünkü onlar elindeki tek koz. Benden bir tepki alabilmek için, beni yeniden görebilmek için elindeki tek koz o eşyalar.
Buna engel olmak için, ailemden yardım istedim. Arkadaşlarımdan da isterdim ama durumu ciddiye almazdı o zaman. Sallardı, benimle ilgili bilgi almaya çalışırdı vs. Aile işin ciddiyetini gösterir diye düşündüm.
Annemin eşi onu 3 defa aradı. Eşyalarımı göndermesini rica etmek ve anahtarını teslim etmek için.
Açmadı.
CIA isimli bir app kullanıyor bilinmeyen numaralar için. Numarayı yazıyorsun, kim olduğu ortaya çıkıyor.
Kesin baktı oradan. Kimin aradığını da anladı. Ve geri dönmedi. Benden tepki bekliyor. Ben de inatla irtibata geçmeyeceğim.
Nasıl çözülecek bu eşya durumu bilmiyorum. İlerleyen günlerde göreceğiz.
Ama onu biraz tanıyorsam, benden intikam almak için, bir çok plan yapıyordur şu an.
Yeni kızlar arıyordur, görüşüyordur. Birini gözüne kestirdiği anda (sosyal yaşamı, statüsü ona uygun birini bulduğu anda) benimle tekrar iletişime geçecek ve beni ikna etmeye çalışacak. Ardından yine discard süreci başlayacak vs. Planları böyle, çünkü başka türlüsünü bilmiyor.
Tam da bu yüzden, tüm kapıları kapatmış olmam onu delirtiyor çok eminim.. Attığı maillerde son derece zarif sitem eşliğinde yüklü miktarda öfke hissediyorum.
Kızgınım. Aşk acısı bile yaşayamıyorum. Hüzünlü şarkılarda öfkelenemiyorum. İyi anıları hatırlayamıyorum. Yüzünü gözümün önüne getirince tiksiniyorum. Bu acıyı bile yaşamamı elimden aldı.
Ben aşk acısı çekmiyorum, bambaşka bir şey bu, hep söylüyorum.
Ne yaparsa yapsın, kimle olursa olsun, umurumda bile değil. Şu zihnimdeki bulut bir an evvel yok olsun istiyorum.
Keşke bir sonraki kurbanı ile irtibata geçip onu uyarabilsem diyorum bazen.. Ama kız muhtemelen deli olduğumu düşünür J Ben olsam, ilk zamanlarımızda biri benimle irtibata geçmiş olsa, elbette ki buna inanmazdım.. Aksine daha da perçinlerdi durumu. Bu yüzden bu da manasız. Zaten birkaç ay sonra umurumda bile olmayacak.
O kadınlar da onunla yaşadığı tecrübeden illa ki bir şey öğrenecek. Güçlenecekler. Onların da hikayesine eminim hayırlı bir katkısı olacak. Bu döngüye müdahale edemem.
Tek isteğim eşyalarımı geri almak ve bağın tamamen kopması bir an evvel..
Bir de karşıma onu unutturacak kadar etkileyici birinin çıkması.. En doğru zamanda.. Umarım..

5 Mayıs 2016 Perşembe

No Contact Rule / Sıfır İletişim Kuralı


No Contact – Sıfır İletişim

Tüm psikoloji forumlarında, makalelerde, narsistik şiddet mağdurlarına yardım etmek için uzmanlaşmış psikologların ve yaşam koçlarının sayfalarında “iyileşme” için ilk öneri her zaman “No Contact” kuralı.

Bu şu demek ;

-          Narsistten fiziksel olarak uzaklaşacaksın. Aynı evde yaşıyorsan, çıkacaksın.

-          Narsistten gelen telefonları açmayacaksın. Hatta engelleyeceksin.  

-          What’s App ve sosyal medya hesaplarından sileceksin ve engelleyeceksin.

-          Ortak arkadaşlarınız varsa (üzülsen bile) onları da engelleyeceksin.

-          Sana göndereceği hediyeleri ve çiçekleri geldiği gibi iade edeceksin.

-          Email atarsa yanıt vermeyeceksin – mümkünse oradan da engelleyeceksin.

Bu sayede ne olacak? Hayatının kontrolünü tekrar eline almış olacaksın.

Narsist artık seni “kontrol” edemeyecek. Neredesin, ne yapıyorsun, ne hissediyorsun.. Hiçbir bilgi alamayacak.

Bu No Contact kuralını haftalar önce okuduğum zaman hiç hazır değildim. İstemedim. Bir kapı açık kalsın, ulaşmaya çalışsın, kovalasın istedim. Eskiden defalarca kez yaptığı gibi beni elinde ve yakınında tutmak için bir çaba harcasın istedim.

Fakat şimdi kesinlikle böyle hissetmiyorum.

Yaklaşık 15 gün önce Whats app ve telefondan engellemiştim. Böylelikle özgürleştim. What’s app’a mesaj geldiğinde “acaba ondan mı geldi” beklentisi tamamen sıfırlanmış oldu. İlk günler zor geçti kabul, fakat sonradan çok iyi geldi. Alışıyorsun.

Telefonların da engelleme özelliği var artık, bunu yapmak da iyi geldi. İş gereği cep telefonum çok sık çalıyordu, her seferinde “acaba o mu arıyor” beklentisi tamamen bitti böylece. Güzel bir his. Özgürleşiyorsun ve kontrolü eline alıyorsun.

Fakat sosyal medya bu kadar kolay olamadı benim için. Neden bilmiyorum, onu ve yakın arkadaşlarını takip etmeye devam ettim.

Bundan tam 1 hafta önce, oradaki temizliği de tamamladım. Tamamen block’ladım. Onu, ve benimle ilgili ona haber götürebilecek herkesi.

Arkadaşlarımdan da rica ettim, onlar da aynısını yaptılar. (Oh be canımıza minnet dediler hatta. Epey sinirliler ona, hatta benden daha fazla)

Böylece esas adam bana ve hayatımda olan bitene karşı tüm gücünü ve kontrolünü kaybetmiş oldu.

Onu sosyal medyamda tutmak, gün be gün yaşamımda olan bitene şahit olmasına izin vermekti. Yani yine bir tür açık kapı bırakmaktı.

Bu kararı vermek çok zor. Çok zor. Ondan tamamen ümidini kesmen, duygusal bağlarını tamamıyla koparman, bir daha hayatında onun gibi zehirli ve hastalıklı bir enerjiyi istememen ve zihinsel olarak kendinde bu gücü bulman gerekiyor.

Bu kararı almamda en büyük etken yine okuduklarım ve öğrendiklerim oldu.

Lise E Scott’ın forumu, psikoloji forumları, medikal araştırmaların sonuçları ve en önemlisi Sam Vaknin bana bu konuda müthiş destek oldular.

Sam Vaknin, Malignant Self Love isimli kitabın yazarı. Kendisi de Narsistik Kişilik Bozukluğu barından bir narsist. Doktor değil. Psikolog da değil. Fakat buna rağmen, bir çok psikolog ya da psikiyatr, makalelerinde Sam Vaknin’i refere ediyor, çünkü anlatım şekli çok sahici.

Resmen onların iç yüzünü afişe eden  bir dili var. Kitabındaki makaleleri online olarak okumak mümkün, ayrıca Youtube kanalında detaylı videoları var.

Tüm bunları okuyup bilinçlendikçe güçlendim. Çok zor oldu. Süreç hala bitmedi, devam ediyor. Durumun ağırlığını kabulleniyorum ve kendime ihtiyacım olan iyileşme zamanını veriyorum. Kolay olmayacak, ama başaracağım.

Tamamen No Contact’a geçmek, bir taşla iki kuş aslında. Böylelikle hem iyileşmeni ve özgürleşmeni başlatıyorsun, hem de narsist adama verebileceğin en büyük zararı vermiş oluyorsun. Reddedilmeye ve terk edilmeye tahammülleri yok çünkü.

Hele ki benim gibi, yoğun miktarda besine ve sevgiye alıştırdıktan sonra, bir anda bu kararı verebilecek kadar güçleniyorsan, hiç beklemedikleri bir durum oluyor ve tamamen kontrollerini kaybediyorlar.

Bunları bu şekilde yazarken ona kasıtlı olarak zarar verdiğimi ve bundan keyif aldığımı fark ediyorum. Fark ettiğimde üzülüyorum, kötülük yapıyor gibi hissediyorum. Bu intikam değil, sadece adalet gibi geliyor.

Çektiğim acılar, o evde beni yalnız bırakışları, sözlü tacizleri, değersiz hissettirmeleri, yalnızlaştırmaları.. Hepsinin bir bedeli var ve bu bedeli ödemesi gerekli.

Bir narsistin en büyük düşmanı elbette ki yine kendisi. Hiçbir dış kuvvet, ona kendisinin verebileceği kadar zarar veremez.

Mesajlar at, mailler yaz, bağır, çağır.. Ona asla ulaşmaz. Onun üzerinde en etkili hasar yine kendisinden gelebilir. Bu yüzden onu kendi ile baş başa bırakmak, içindeki kaçtığı benliği ile (ya da her ne ise o kaçtığı) onunla baş başa kalmasını sağlamak kadar doğru bir yöntem yok.

Yani aslında, kendimi korumaya alıp kendi hayatımı yaşamaya devam etmem, ona verebileceğim en büyük zararı tetikliyor.

Kıskandırmaya çalış, küfürler et, cümlelerine canını yakmaya çalış.. İstediğini yap, asla bu hasarı veremezsin.

Sen onu hayatından çıkartarak, ve kendini toparlayıp güzel bir hayat yaşamaya başlayarak, onun aslında ne kadar ‘normal’ ne kadar ‘sıradan’ bir insan olduğunu hatırlatıyorsun. Bunu kaldıramaz. Senin hayatında sana acı vererek var olması bile onun ne kadar büyük ve güçlü olduğunun göstergesi. Sen kontağı ve kontrolü keserek bu hissi onun elinden alıyorsun.

Sen kimsin de onu terk ediyorsun?

Sen kimsin de o seni değersizleştirmeden onun hayatından gidiyorsun?

Sen kimsin ki kendi kontrolünü elinden alıyorsun?

Her seferinde sahte sahte “arkadaşlarınla daha sık vakit geçir, ben hayatımdaki kadının ayaklarının üzerinde durmasını isterim, bağımsız kadınlar güçlüdür” vb cümleler kursa da, derinlerde tamamen manipüle edeceği, “gel dediğimde gel, git dediğimde git” diyebileceği bir kadın arıyor.

Hiçbir şey ama hiçbir şey göründüğü gibi yaşanmıyor.

Bir yaşadıkların var, bir de sinsi sinsi derinden sana yaşattıkları.

Sonuç olarak iyileşmenin ve kontrolü eline almanın ilk kuralı No Contact. Çok zor, ben de tamamen hazır hissetmeden verdim bu kararı. Duygularımı bastırmak ve tamamen beynimi kullanmak zorunda kaldım. Fakat her geçen gün “iyi ki” diyorum. İyi ki yapabilmişim.

Sanıyorum birkaç ay sonra bunu yapabildiğim için kendimle gurur duyacağım.

Hoovering - Eski Sevgiliye Geri Dönme


Narsistlerin en sık başvurduğu manipülasyon tekniklerinden biri Hoovering.

İsminin böyle olması tesadüf değil, tıpkı o meşhur süpürge markasının yaptığı gibi, yerde kalan kırıntıları toplayan bir teknik Hoovering.

Şöyle ki; esas adam besinsiz kaldığında, elindeki kaynaklardan yeteri kadar beslenemediğinde, eski sevgililerine geri dönme eğiliminde oluyor.

Çünkü o kadınlar, zamanında bir çok kez bu adamı hayatlarına ‘geri’ aldılar. Çünkü teknikleri bu kadınlar üzerinde daha önceden defalarca kez işe yaradı.

Ve ex-recycling denilen bu durum, esas adam için daha güvenli bir seçenek. Daha zahmetsiz. Daha masrafsız. Daha kolay.

Yeni birini bulmak (onun yanına yakışacak kadar pırıltılı birini bulmak), ardından kendi ihtiyaçlarını tatmin edecek şekilde eğitmek & şekillendirmek ciddi bir zaman ve çaba istiyor.

Oysa ki, geçmişte bu besini ona en iyi şekilde vermiş olan eski sevgililer, çok daha zahmetsiz ve kolay kaynaklar oluyor. Bu yüzden esas adam, mutlaka ama mutlaka şansını deniyor.

Onu yaşamından tamamen çıkartmış kişilere bile zaman zaman ulaşması bu yüzden. Tamamen yoklama. “Acaba oralarda benim için güzel bir şeyler kaldı mı?” mantığı.

Ve Hoovering sırasında eski kaynaklara uyguladığı teknikler de yine tamamen kişiye özel. O kadının istekleri, hayalleri, zayıf noktaları ne ise tamamen bunlara oynuyor. Bu da kadının savunmasını indirmesine ve onu tekrar tekrar tekrar affetmesine ve hayatına geri almasına sebebiyet veriyor.

Hoovering’in ardından geçen birkaç hafta yine mükemmel. Yine en baştaki ‘İdealize Etme’ süreci yaşanıyor. Adam neler neler yapıyor, inanılmaz. Kadın mutlu. “Bu sefer her şey güzel olacak, bak değişti aslında, anladı değerimi, nasıl da seviyor beni” diye düşünüyor. Böyle düşünmek zayıflık falan değil, bu son derece normal bir his, son derece normal. Sağlıklı her insan bunu hisseder. Burada suçluluk duyacak, kendini suçlayacak ‘yine aynı hatayı yaptım, onu hayatıma geri almamalıydım’ diyecek bir şey yok.

Anormal olan, esas adamın niyeti ve amacı. Bunu sadece egosunu tatmin etmek için yapıyor. “Bu kadını hala kontrol edebiliyorum (kilit kelime kontrol). Hala beni istiyor. Mükemmel bir adamım ben işte, benden vazgeçemiyor!” Bunu düşünürken içten içe kadını aşağıladığını da söylemekte fayda var. Bir tür “salak işte, yine inandı” hissi yaşıyor derinlerinde. Bu satırları yazmak benim için de müthiş zor, fakat yaşadıklarım, gözlemlerim ve en önemlisi konunun uzmanlarının görüşleri tamamen bu görüşü destekliyor.

Sonra işler normalleşmeye başladığında, kadını gözünü bile kırpmadan yine değersizleştirebiliyor. Bir hödüklük yapıyor, kırıyor, yıpratıyor, acımadan üzüyor. Tek farkı, bu sefer idealize etme süresi daha da kısalmış oluyor. Değersizleştirmesi öncekilerden daha sert, daha acımasız oluyor.

Yani özetle, ex-recycling ya da hoovering ardından kadın, ilkinden çok daha sert, çok daha beklenmedik bir düşüş yaşıyor.

“İnanamıyorum, beni yeniden elde edebilmek için ne mücadele verdi oysa ki, çok emindim beni gerçekten sevdiğine. Araya birileri de girmiş olsa benden vaz geçemedi işte. Hala içten içe diğer kadınlardan farklı olduğumu ve benden vazgeçemediğini düşünüyorum” diyor çaresizce.

Oysa ki bilmiyor, esas adam bunu sayısız kadına yaptı, belki eş zamanlı olarak bambaşka kadınlara da yapmaya devam ediyor.. Hayatı boyunca da devam edecek..