21 Nisan 2017 Cuma

Soru & Cevap

Selam,

Çok fazla soru almaya başlayınca, daha doğrusu her email’de farklı sorular geldiğini fark edince, hepsini derleyip, genel yanıtlarımı paylaşmak istedim.

Bunu neden yapıyorum? Çok dürüst cevap vereyim; öncelikle yazdıkça rahatlıyorum. İkincisi, yardım ettikçe iyileştiğimi hissediyorum. Yani en dürüst şekilde düşündüğümde bunu önce kendim için, sonra da başkalarına yardım etmek/fayda sağlamak için yapıyorum. Çünkü her hikayede, destek olduğum her insanda kendi yaşadıklarımın sağlamasını da yapmış oluyorum, iyi geliyor. E zaten, artık acıtmıyor da, bari bu yaşananların bir sebebi olsun diye düşünüyorum.

Bazılarınızla daha derin yazışma imkanım oldu. Her destek olabildiğim insan bana daha iyi geliyor.
Hatta ve hatta, geçen sene Kasım ayında anonim bir adresle yazışmışım. O yazıştığım kişi ile de Aralık ayında Karaköy’de bir partide tanışmışım. (Tanıştık ama ikimiz de anonim yazıştığımız için birbirimizin farkında bile değiliz, düşünün). 2 hafta kadar önce tamamen tesadüf eseri bir şekilde bu blog’un sahibinin ben olduğumu söyledim, ikimiz de şok geçirdik. İş güç yoğunluğumuz hafiflesin, ilk fırsatta buluşup bir güzel dertleşeceğiz 😊 Yani bu iş sandığımızdan çok daha yaygın yahu, burnunun dibinde yaşanıyor ve haberin yok baksana..

Bir de, yazıştığım her kadın illa ki başarılı, çok güzel ve sevgi dolu. Tesadüf olamaz bu ya, inanılır gibi değil.

Yani siz okuyucu tarafındasınız ya hani, benim yaşadığım deneyim bambaşka. Yani 1 sene önce kendi kendimi rahatlatmak için çiziktiriğim yazılar onlarca insana umut oldu, bundan daha güzel bir his olamaz.. O zamanlar delirdiğimi düşünüyordum, daha çok “acaba mı ya” vardı kafamda ve çok yalnızdım. Şimdi yaşadıklarımın gerçekliğinden adım gibi eminim ve hiç tanımadığım bir sürü güzel insanla paylaşabiliyorum bunları 😊 

Zaman içerisinde bana güzel haberlerinizi de yazarsanız nasıl sevinirim anlatamam.

Şimdi en sık sorulan sorulara gelirsek ;

·        Beni hiç sevdi mi?

Çok net cevap veriyorum ; hayır. Seni sevmedi. Hayatı boyunca ailesi dahil, sokaktaki kedi dahil, uçan kuş dahil hiç kimseyi sevmedi. Yaşayan her şeyden nefret ediyor. En çok da kendinden nefret ediyor.
Sevgiye çok benzeyen hisler yaşatmış olabilir. Çok sorguladım bunu ben de. Mesela bazen uyurken sıkı sıkı sarılıyordu, yapışık uyurdu resmen, burnu boynumda. Bana sıkıntı basıyordu, o kalıyor öyle. Uyuyor yahu, uyurken de rol yapmıyordur herhalde diyordum ama değil işte. Biz sağlıklı/normal insanların yaşadığından çok farklı onların hayatları. Bu sevgi değil. Sevgi bambaşka bir şey.

·         Gerçekten narsistik kişilik bozukluğu olup olmadığını nasıl anlayabilirim?

Anlayamazsın. Bunu sadece ve sadece bu konuda uzman bir terapist yapabilir. İç görün yüksektir, bu işlerden de biraz anlıyorsundur (geçen seneki ben) o zaman hissedersin. Kadın sezgisi çok kuvvetlidir, çok güvenirim. Eğer böyle bir şüphen varsa lütfen bir uzmanla görüş. Her psikolog/psikiyatrist de anlamayabilir, bunun seçimi de çok önemli. Bu konuda deneyimli, bilgi sahibi biri olması işini kolaylaştıracaktır.

Benim hikayemde, birlikte gittiğimiz terapist hayatımı çok ama çok kolaylaştırdı. Adama ilişki boyunca koymadığım teşhis kalmamıştı zaten 😊 Önce bipolar dedim mesela (manik depresif) bir gün iyi bir gün kötü davrandığı için. Duygu durum bozukluğu olduğu belliydi ama işin bu kadar ciddi, bu kadar kasvetli, böyle korku filmi gibi bir iş olduğunu ben de bilmiyordum o zamanlar.
Neden bu kadar inatla bir etiket yapıştırmak istediğimi, neden bu kadar fazla cevap aradığımı o zamanlar ben de anlamlandıramıyordum. Yani ben gerçekten bunu sürekli yapan biri de değilim, gerçekten değilim. Ama şimdi neden bu kadar sorum olduğunu, neden bu kadar kurcaladığımı çoook daha iyi anlıyorum.

Özetle ; teşhis koyamazsın, ama hissedebilirsin. Zaten bu blog’a da muhtemelen benzer şüpheleri araştırırken ulaşmışsındır. Hissedersen lütfen bir uzman ile görüşerek ilerle. Cevaplandırdığım her email’de ısrar ve inatla “Teşhis koyuldu mu? Emin misin?” diye sormam bu yüzden.

·         Bu insanların iyileşme şansı yok mu? Ona yardım edemez miyim?   

Yok 😊 Kendime inanamıyorum böyle çat çat cevap verebildiğim için. O günleri yaşarken, “hiç mi yok ya, hiç mi yok” deyip duruyordum. Bunu bana yaptıran da “umut”. Çünkü normal bir insanım. Çünkü savaşmak kaçmaktan daha cazip geliyordu.

Tez yazacak kadar bilgi sahibi olduğum bu konuda çat diye söyleyebilirim ki, eğer gerçekten bu dertten muzdarip bir insansa, iyileşme şansı yok.

Onlarca kaynak okudum, izledim, biri de çıkıp “Bu insana destek olun, sevgi onlara iyi gelir, yardımcı olun, ellerinden tutun, pes etmeyin” dememiş. Bu kadar insan yanılıyor olamaz.
Bu bozukluk, tamamen içinde yaşadığı gerçekliği inkar etmek üzerine kurulmuş, sanal bir mekanizma. Dolayısı ile asla kendisi ile yüzleşemez. Yüzleşemeyeceği için de yol kat etmesi, iyileşmesi imkansız.
Bu kadar keskin cümleler kurduğum için üzgünüm ama gerçek bu.

50 Shades of Grey'de Christian'ın ileri seviye sosyopatlığı ve narsizmi nasıl da romantize ediliyor? Sinir oluyorum. Şaka onlar şaka, öyle bir gerçek yok. Boş yere insanlara ümit aşılıyorlar, beni sinir ediyorlar.

Ya da yeni başlayan dizi var Puhutv'de - Fi kitabının dizisi. Al işte Can Manay karakteri - ruh hastasının önde gideni. Bu adamı feyz alabilirsin mesela, durumlarını daha iyi anlayabilmek için.

·         Narsist olduğunu yüzüne söylemeli miyim?

Hayır. Söylediğin anda iki seçenek var ;
1)      Öfke ile karşılık verecek. (Overt tipten beklenecek tepki)
2)      Sinsice dinleyip anlamış gibi yapacak, ama asla anlamayacak. (Covert type, benimki. Sinsi ve korkak) Bir iki güne kalmaz bu konuşmanın intikamını alacak bir düzenek kurar zaten.
Her iki tepkide de kesinlikle narsistik kişilik bozukluğu olduğunu kabul etmeyecek. Muhtemelen projeksiyon yaparak senin narsist olduğunu yahut kafayı yediğini söyleyecek hatta.
Yani, bu yüzleşmeyi yapmanın, ona ya da ilişkinize herhangi bir faydası olamaz. Dersen ki “kendimi rahatlatmak istiyorum, bunu yapmayı çok istiyorum” OK, anlarım. Ama bu rahatlamayı yaşayabileceğin birkaç farklı alternatifin daha var, aşağıda yazacağım.

·         Peki nasıl çalışabiliyor? Nasıl başarılı olabiliyor?

Çok basit, rol yaparak! 😊 Ben de onunla aynı iş yerinde tanışmıştım. Eli yüzü azıcık düzgün, sesi, diksiyonu azıcık iyi olsun yeter. Bak, bu insanlar “istedikleri zaman” gayet de güzel oynayabiliyorlar. Çalışırken, seni beni tavlarken. Yani isterlerse, bir menfaatleri varsa, içlerindeki bu canavarı kontrol altında tutabiliyorlar. Zaman ilerlediğinde, kendilerine hak gördükleri için bir rehavet içine giriyorlar ve maske düşüyor. Düşünce de toparlanamıyor işte malum son.
Hiç unutmuyorum, bir gece sinir krizi geçirmişti evde. İş yerinde direk yurt dışına rapor eden bir Finans direktörü mü ne varmış, kadını kontrol edememiş belli ki, tutulmuş bir şekilde. Kadını artık gözünde nasıl büyütüp tehdit olarak gördüyse, gece ağlama krizi geçirip telefonunu yere falan fırlatmıştı, şok olmuştum. Kontrol edemediği, yönetemediği herkes düşman onun için. Çok tehlikeli ya. Acaba bu tiplerle iş yapmak, birebir çalışmak nasıl bir şeydir? Hiç denk gelmedim iş yaşamımda sanırım. Zor olmalı. Bence işgücünden de men edilmeliler. Toplumsal ruh sağlığı açısından yani. Yazık.

Yaşamak için paraya, para için çalışmaya ihtiyaçları var. Minimum fire ile, son derece kontrollü yönettikleri bir iş çevreleri var. (Bu yüzden benden ödü kopuyor olmalı, ortak bir iş çevremiz var & kariyerim her geçen gün daha da ilerliyor. Yolum açık, uçuyorum tam gaz. Deliriyordur eminim.)

Bakın, psikoloji şahane bir şey ama yalnızca 120 yaşında. Modern bir bilim, üniversitelerde okutuyor vs evet kabul ediyorum. Şahane destek görüyoruz. Ama hala çok genç bir bilim. 

Covert narcissism mesela, 1930'larda tanımlanmış bir kavram. Bu dönemden önce, yalnızca "ben narsistim" diye bağıran, dışa dönük kimselere bu teşhis konuyormuş. Yani gizli narsistlik henüz 80 yaşında bir kavram. Hala 80+ yaşayan insanlar var etrafımızda, dikkatinizi çekerim. 

DSM-V dediğim literatür/kılavuz da sürekli yenileniyor. Bu yüzden V. Beşinci versiyon yani.

Ben inanıyorum, bir gün gelecek ve bu insanların topluma verdiği duygusal zarar daha net fark edilecek. Belki hospitalize edilecekler, toplumdan men edilecekler?

Ya da içlerinden gelen bu şeytani dürtüleri kontrol altına almalarını sağlayacak bir ilaç çıkacak? Sonuç olarak ortada fiziksel olmasa da ciddi bir zarar var. Hukuki boyutta bile ele alınabilmeli ilerleyen dönemlerde. Mobbing davaları gibi yani. Ciddi ciddi bunları düşünüyorum.

·         Verdikleri zararın farkındalar mı?

Evet. Farkındalar. Seni üzgün/acı çekerken görmek ona daha fazla güç veriyor. Bu yüzden herhangi bir sakınca görmüyorlar. Buna hakları olduğunu düşünüyorlar.

·         Ya bir daha hayatıma benzer birini çekersem?

“Bunu bir kere yaşadıysan bir kere daha yaşama ihtimalin imkansız” demek isterdim. Ama diyemem. Haddim değil çünkü. Bilemeyiz. Hayat bu, kimin ne zaman ne yaşayacağını asla bilemeyiz. Ama tahminim/hissim şöyle ; algılarım öyle açık, zekam öyle ön planda ki, benzer birini gördüğümde direk hissederim ve o topa girmem diye düşünüyorum. Ama his sadece, büyük konuşamam. Yılların pattern’i var içimde, bu tipleri sevmişim, senelerce bunlar çekici gelmiş (bu kadar şiddetlisi olmasa da, etkilendiğim unsurlar bunlar yani.) Bu yüzden bilmiyorum, bilemiyorum.

Sen neysen, onu çekersin. Ben çok verici olduğumda benden en çok alacak insanları çekiyordum. Hep bu düzende ilerliyordu ilişkilerimiz. Şimdilerde kimseye eyvallahım olmadığı için ve içimden ne geliyorsa öyle davrandığım için, hayatıma yeni giren insanlar da biraz daha mesafeli, biraz daha saygılı tipler gibi. Arkadaşlar da böyle erkekler de. Ciddiyim, hissediyorum yani. Henüz o chapter’ı tamamen bitirmedim, bu yüzden bu konuda keskin cümleler kurmaktan imtina ediyorum 😊

·         Yaşanan her şey yalan mı yani? Yalan mıydı?

Çok felsefi soru. Şimdi, senin yaşadıkların, hislerin, kendi algın, yaşananlara verdiğin tepkiler gerçek olduğu için, yaşananlar senin açından dibine kadar gerçekti. Onun açısından yaşanan algı, her güzel hareketin, her güzel anın arkasındaki planlar vs ise onun açısından gerçekti.
Yani burada yaşanan bir olay, bir an var. Ama farklı iki boyutta, paralel iki farklı evrende yaşanan farklı algılar var. Tarif etmekte zorlanıyorum. Bir olay al, ya da bir an. Koy onu tepeye. Dursun orada. Aşağı inerken ikiye bölündüğünü düşün. Senin tarafından algılanan, hissedilen, yaşananlar bir yarısı. Onun açısından yaşananlar da diğeri.

Yani, hislerin gerçekti, ama sendeki hissi yaratan davranışlar oyundu. Onun zihninde sevgiymiş, ilişkiymiş, hiççç böyle şeyler yoktu. Senin sevgini de istemiyor zaten. Sevilmek istemiyor ki. Tek derdi ilgi. İyi veya kötü ilgi. 

İşte bu noktada gerçeklik algın kayboluyor. Biri email’inde demiş “gerçeklik algım kayboldu”. Ne güzel tanım. Bu kadar derine dalınca da (dalıyorsun, kaçınılmaz) o zaman gerçek ne? Sorusunun peşine falan düşebiliyorsun bir süre.

Yani cevap vermem zor. Rakı sofrasında uzun uzun tartışmalık, ucu açık bir soru kanımca.  

·         Nasıl baş edebiliyorsun? Nasıl atlattın o günleri?

Cevap veriyorum ;



















Hayır bir noktada işi gırgıra vuruyorsun, yoksa yersin kafayı. Ne diyeyim ben şimdi. Yazdım uzun uzun, aşama aşama işte. 4 mevsim gibiydi. Kışla başladı, bahar geldi sonra. Önümüz yaz. Ara ara sonbahar uğrayabilir, ona da hazırlıklıyım diyelim.

·         Ben hala terk edemiyorum, kendimi aciz hissediyorum, ne zaman bitecek?

Sakın! Kendini asla yargılama. Bu kadar güzel bir kalbe böyle davranmamalısın, bu davranışı hak etmiyor.
Sen ne zaman hazır hissedersen o zaman. Burada iki kilit kelimemiz var “umut” ve “şüphe”. Bu kelimeler çok değerli.
Umut ; Yeniden ilk zamanlardaki gibi bulutların üzerinde hissettiğin ana geri dönebileceğine dair olan umut. Sağolsun ara ara bu umudu sana bilerek ve isteyerek hatırlatıcı zihin oyunları uyguladığı için, bu umudun sürekli aktif olması son derece normal. Bu umudu öldürmek sana düşüyor. (Dünyanın en zor şeyi dediğim buydu işte)
Şüphe ; Ya tahmin ettiğim gibi değilse? Ama bir keresinde şöyle yapmıştı? O da mı yalandı? Yok canım. Ama hissediyorum, bir şeyler yolunda değil, bir tuhaflık var? Yok yok, kesin hasta bu. Ya da değil mi acaba?

Bu sürecin bilimsel ismi cognitive dissonance – bahsetmiştim önceden. İnsan beyninin, yaşadığı çelişkileri ve soruları çözmek için girdiği yolda kendiyle mücadele ederken yaşadığı son derece doğal ve normal süreç.

Bu işin içinde umut var. Her şe yoluna girsin, düzelsin umudu. Bu umudu öldürdüğün anda istesen de istemesen de kendiliğinden gideceksin zaten. Peki nasıl öldüreceğiz bu umudu? Bol bol okuyup öğrenerek. Bambaşka bir gezegen anlatıyorum ben burada. Bugüne kadar insanlığa dair öğrendiğin her şeyi bir kenara bırakıp, yeni bir dünya, yeni bir insan tipi öğreniyorsun. Öğrenip anladığında da, yaşadığın her güzel anı farklı bir bakış açısıyla değerlendirmeye başlıyorsun, onun bakış açısıyla! O zaman da artık o anlar sana eski tadı vermiyor zaten. Her şey yerine oturuyor. O zaman da kendiliğinden gitme kararını alacaksın, eminim. Bu yüzden okumaya, öğrenmeye, düşünce yapılarını çözmeye devam et lütfen. Kendine zaman ver. Asla acele yok. Hep söylüyorum, bu işin zamanlamasına müdahale etmek çok zararlı. Ne başkasının bunu yapmasına izin ver, ne de kendine yap lütfen. Sakin..

·         Ayrılma kararını ne zaman almalıyım?

Almalıyım diye bir şey yok. Bu işin yapmalı etmeli durumları, kuralları kitabı yok. Her şey tamamen senin hazır hissettiğin anda, doğal sürecinde gelişsin lütfen. Acelemiz asla yok.
Bazen bazı email’lerde alt metinlerde bol miktarda “kendini suçlama, kendine öfke” seziyorum. Şıp diye anlıyorum artık. Lütfen bunu kendinize yapmayın, bozuk plak gibi tekrar tekrar altını çizmemin sebebi zamanında kendime yapmış olmam. Ben kendime uzun süre şefkatli davranamadım. Oysa sorumlusu ben değildim, oydu.
Bir de bir yerde okumuştum, narsistik kişilik bozukluğu olan kişilerden ayrılma süresi, ortalama 7 denemeden sonrası imiş. Yani, ilişki öncesi-ilişki sırası-ilişki bitiş süreci boyunca ortalama 7 sefer on/off dönem yaşanıyormuş. Ortalama 7 düşünsene! Neye göre, kime göre böyle bir rakam tespit edilmiş, bilmiyorum. Ama okumuştum bir yerde.

·         Tekrar birini sevebilecek miyim?

Tabi ki de! Eğer bunu karşı cins olarak soruyorsan, henüz hala o hisse erişemedim, ama umudum tam. Denemelere devam ediyorum. Şu sıralar da pek bereketli bir dönemdeyim, Nisan Mayıs ayları, gerisi malum 😊
Evet, seveceksin. Ama kendiliğinden olmayabilir, çabalamak lazım. Uzun bir süre insan sevemedim, ama sevmekten vazgeçmedim.

Burada kilit iki kelime var yine bence. “rağmen” ve “inadına”.

Eğer, başına gelen kötü olaylara “rağmen” ayakta kalmayı, sevmeyi ve iyi olmayı seçebiliyorsan, alnından öperim. Bundan daha büyük bir güç var mı? Gösterebilir misin Allah aşkına? Yok çünkü.
Kötülüğe iyilikte cevap vermek kadar onurlu bir yol yok.

Aynı süreç, hırslandığın, öfkelendiğin, onu boğmak istediğin, hırçın anlarda da "inadına" şekline bürünüyor. İnadına iyi kalacağım. İnadına onun gibi olmayacağım. İnadına hayatıma HALA zarar vermesine izin vermeyeceğim. 

Ruh haline göre motivasyonunu kendin belirle durumu yani :) Öz hep aynı. 

Sömürüldün, kullanıldın, fark etmediğin için kendine kızdın, o hala “mutlu” (değil aslında da, beynin sana öyle diyecek bir süre) ve sen üzgünsün. Tüm bunlara RAĞMEN, tüm görünen sahte hikayelere rağmen yolundan şaşmamalısın. Zaten bunu seçersen sonrasında asla aynı insan olamıyorsun. Ama değiyor. 😊

Her devrim kanlı olur. Her değişim acıyla başlar. Bak, çocuk doğumu, kozadan çıkan kelebek, hepsinde bir travma var aslında. Bu da doğum gibi bir şey. Hatta Azra Kohen’in Fi kitabında bir cümle var ; “Bir şeyin yitip gitmesine izin vermezseniz, asla doğum gerçekleşmez. Bu açıdan bakıldığında, filiz tohumun ölümüdür. Bir tohum çatlar, deforme olur, kendisi olmaktan çıkar, yani ölür ve filiz çıkar ortaya.” Filiz güzeldir be 😊 Yemyeşil, taptaze.

Bir şey daha var, lütfen unutma. Sen gerçekte var olan bir insanı sevmedin. Senin için özel tasarlanmış bir illüzyonu sevdin. O sevdiğin adam, her kadının yanında başka bir kimlik. O kadının röntgenini çekiyor, ona en çok istediği, en çok hayal ettiği şeyleri sunuyor bir süre. Tamamen tailor-made. Bu yüzden, böyle hissetmen normal. Ama gerçek değil. Lütfen hep hatırla.. 

·         Ayrıldım, sence beni özlüyor mu?

Kendime en çok sorduğum sorulardan biriydi. “Does the narcissist miss me after no contact” – yaz Google amcaya bak neler çıkıyor.

Hayır, SENİ özlemiyor. Çünkü SENİNLE kurduğu bir bağ aslında hiç yoktu.

Senin ona verdiklerini, kattığın değeri, aldığı besini özlüyor olabilir. Bu özlem midir, açlık duygusu mudur, emin değilim ama bir şeylerin eksikliğini hissediyordur evet.

Bunu başkasında bulabilirse, sıfırlanırsın. Bulamazsa, döner gelir yine. Kapılarını çok sıkı kapattıysan da gelemez, açlığıyla oraya buraya saldırmaya devam eder. Hikaye bu kadar basit onun açısından.
Ama bunların seninle, ruhunla, hislerinle, hissettirdiklerinle tam olarak direk ilişkisi yok.

Bunu sorarken diyorsun ki aslında “Onun için bir değer olabildim mi acaba? Çok güzeldi her şey bana göre, ona göre de öyle miydi? Onda bir iz bırakabildim mi? Yeterince değerli miydim?” Alt metin bu yani.

Soruyorum ; bir ruh hastasının, bozuk zihnindeki değerleme mekanizması mıdır senin gibi muhteşem ve sevgi dolu bir yetişkinin değer kriteri? Bir düşün? Hasta zihnindeki “değer” terazisi içerisinde kendine bir yer edinmek için beynin kodlandı uzunca bir süre. Böyle hissetmen normal. Ama bu gerçek değil. Sahte bir mantık oyununun içinde debeleniyorsun. Fare-labirent hikayesi gibi. Sen fare değilsin ya, okuyup araştırıp bu yazıya ulaşmışsın, demek ki var bir potansiyel sende. Bakış açını değiştir! Bunun için de bol bol oku!

·         Beni başka biri için terk etti, diğer kadınla gerçekten mutlu mu?

Hayır tabi ki. Mutlu mu görünüyor? Görünebilir. Allah aşkına aç bak Instagram’a, herkes mutlu. Arka planda yaşananları bilmiyor musun? İlk yemeğe çıktığınız dönemleri hatırla? İçinde bir şey kemirmedi mi seni? “Evet her şey harika ama bir şeyler tam yolunda değil gibi?” Demedin mi? Dedin. O kadın da diyor işte.

Yeni kadını önemsememelisin. Onun da bir süreci var. Takriben 3-4 ayda bir nükseden o cycle’ı  o da yaşayacak. MUTLU değil. MUTLU GÖRÜNÜYOR sadece. O sahte imaj olmazsa nefes alamaz, lütfen unutma.

Ben de bir zamanlar yeni kadındım. Ne olduğunu biliyorum. Taze, zedelenmemiş, bulutların üzerine çıkarılan, şahsıma özel teknikler uygulanarak itina ile tavlanmış yeni kadındım yani, klasik işte. Mutlu muydum, yani evet o heyecan, o tutku, o hisler şahaneydi ama gerçek değildi ve hep içimde bir şeylerin tam da yolunda olmadığına dair bir his vardı. Şu an yeni kadınla yaşadığı şey bundan bir adım öte olamaz. Çünkü adamda bunun bir tık ötesini yaşatma kapasitesi yok.

(Bak geçen gün yaş günümdü. Bu sene ben o kadar gerçektim ki, bir sürü insan aradı, etti - rekordu bu sene yani. Ki o duygusal yatırımı yapmadığım insanlardı bu arayanlar. Bilerek, bilinçli yaptığım planladığım bir şey değildi. Gerçeklerdi yani. İster inanın ister inanmayın, ben daha gerçek oldukça çevremin de gerçek olduğuna inanıyorum. Sosyal medya falan geçiniz, gerçeklere bakınız lütfen.)

·         Diğer kadını uyarmalı mıyım?

Yok, yapma.

Şöyle düşün, balayı döneminde, aşk bombardımanına uğrarken kadının teki çıkıp sana “uzak dur ondan, canını yakacak” deseydi ne yapardın? Onun ekmeğine bal sürerdi bu durum, hani diğer kadınların hepsi manyak, bir o akıllı/masum ya. Bu yüzden bunu yapma. Bırak kader olduğu gibi işlesin, o kadın da öğreneceği her ne ise öğrensin.

Her ne kadar insanlık namına daha fazlasını yapmak/yapabilmek istesek de, burada da sağlıklı sınırımızı çizmeyi bilmemiz gerekli. Ne yazık ki o dönemde, o şartlar altında bunu yapmak, o yeni kadına da bir fayda sağlamayacak. Bize zaten hiç bir faydası yok. Akıllı davranmak lazım. 

·         Ona çok öfkeliyim, ilk defa birisinin gerçekten beter olmasını istiyorum, nasıl intikam alabilirim?

Süper soru!

Onu, onun oyunlarıyla yenemezsin. Oynamayarak yenebilirsin sadece.

Bunun tek yolu, uzaksamak, kendine odaklanmak ve GERÇEKTEN MUTLU bir hayat yaşamak. Asla sahip olamayacağı o hayatı, asla hissedemeyeceği o derin mutluluk duygusunu yaşadığını görmek onu delirtecektir.

Bağır, çağır, küfür et, vur, kafasına şişe geçir, ne yaparsan yap asla ama asla ulaşmayacak ona. Bu kadar kendine odaklı, bu kadar kendi için yaşayan birine sen zarar veremezsin. Onun dünyasında, onun hayatında SADECE KENDİSİ var unutma. Bu yüzden ona bu zararı da sadece kendisi verebilir. Bir başkası değil.

Benim hayatımdaki kişi ileri seviyede paranoyaktı. En ufak bir eleştiriyi ciddiye alır, günlerce hazmedemezdi. Hep planlar, düşünceler kafasında, ne yapsam da elimine etsem, ne yapsam da kötü bilinmesem.. Buna odaklanıyordu sürekli ama sürekli.

Bu kadar hassas, kırılgan bir ego. Çünkü içi bomboş. Çünkü çok zayıf, çok güçsüz.

Bu kadar kırılgan bir şey aslında, ama aynı zamanda senin yapacağın hiçbir şey de ona zarar veremiyor. Ne tuhaf bir çelişki di mi? Anlamak çok güç. İşte bu yüzden diyorum, bu insan ırkını anlamak için onlar gibi düşünmeye başlamak gerekiyor. Bu yüzden onları her detayıyla öğrenmek gerekiyor.

Bu yüzden bırak, kendi kendini yok etsin. En kolayı. En garantilisi.

En güzel intikam ; çekip gitmek ve muhteşem bir hayat yaşamak.

Ki, bunu ondan intikam alma motivasyonu ile değil, kendini düşünme, kendini koruma güdüsü ile yapmakta fayda var. Ama, o dönemde böyle bir güdünün olmadığını biliyorum. Bu yüzden bir taşla iki kuş işte. O an istediğin onun canını yakmak ya hani, bunu yapma yöntemi aynı zamanda kendini kurtarmak yöntemin. Bu yüzden kısmen şanslıyız bence.

Başarılı olmak. Güzelleşmek. Bunları kaldıramıyor. Çünkü içinde bir yerlerde asla gerçekten böyle bir hayatı olmayacağını kendisi çok iyi biliyor.

·         Karşılaştık, gayet mutlu görünüyordu, bu mümkün olabilir mi?

Hayır tabi ki ya.. Hayır yani. Olabilir mi? Bunca şey öğrendik, o seninleyken de mutlu değildi. Sadece oynuyor. İhtiyaç duyduğu sahte besini alabilmek için kendine sahte bir dünya kuruyor ve bununla insanları etki alanına alarak kanını emiyor. Bundan öte bir şey yok hayatında.

Düşün şimdi bak, kendini onun yerine koy. Mesela, yüzünde koskocaman bir yara olsun. Dev. Çok çirkinsin.

Her sabah uyanıp, bu yarayı kimsenin görmemesi için yüzüne bir maske takıyorsun. Evden çıkıyorsun. İşine gidiyorsun. Sosyalleşiyorsun. Sevgilin falan oluyor. Ve herkes ama herkes, seni değil, o maskeyi seviyor. 

Ve sen içinde gerçeği biliyorsun. Etrafındaki insanların seni sadece o maske için sevdiğini biliyorsun. Çünkü KENDİNDEN NEFRET EDİYORSUN. Derdin kendinle yani. Bu yüzden de sana yaklaşıp değer veren, sana “seni seviyorum” diyen herkese karşı müthiş bir öfke ve nefretle yaklaşıyorsun. Yani yakınına giren otomatik olarak değerini kaybediyor.

Hayatın boyunca böyle yaşadığını hayal etmeni istiyorum. Onu anlamak için. Nasıl bir his? Korkunç değil mi ya?

Çözümü, o maskeyi çıkarıp aynaya bakmak. Yüzleşmek. Yapamıyor. Şöyle karşısına geçsen, bunları söylesen mesela, direk düşmanı olacaksın ve intikam almak isteyecek senden. Böyle bir girdabın içinde dünyaya gelmiş. Annesine babasına öfkem de bu yüzden, Allah kahretsin onları. Bir insanın hayatı bu hale nasıl getirilir ya? Herkes doğurmasın, ciddiyim.

Hayatının ne kadar zor olduğunu düşünsene? Öfken hafif azalıp, yerini acımaya bırakmaya başladı mı? Güzel.. Zihnime, hislerime hoş geldin 😊

Bazen diyorum ki, acaba bir gün, onun yanında olabilecek kadar da güçlenir miyim? Ona hep diyordum ki “biz arkadaş kalabiliriz”. Ama gerçekleri görünce bunu yapmamayı seçtim çünkü ne alabilirim ki ondan? Bu kadar self-centric biri? Arkadaşlıkları da sahte.
Keşke anlayabilseydi, onu ne kadar iyi tanıdığımı, gördüğümü. Ama işte Allah kahretsin, hiçbir zaman anlamayacak. Anladığı anda kendince bana zarar verme oyunları girecek devreye. Yapamayacak. Kontrol edemeyecek o içindeki zehri. Sonra yine..

Bilmiyorum ya, gerçekten bilmiyorum. İçimde o potansiyeli görüyorum. Şimdi değil, bilmiyorum ne zaman ama belki bir gün, bir zaman, yapabilir miyim? Anlamayacağını bile bile? Neyi tatmin etmek istiyorum ki, kendimi mi? Ettim diyelim, so? Niye yani? Hayatta bir sürü güzel duygu yaşayabilecekken neden bu? Bana kattıkları için minnet duygusu falan mı? Ya da engel olamadığım destek olma hissi? Ama işe yaramayacak ki? Çok vicdanlıysan git, gerçekten paylaşacağın desteği alabilecek birine ver bunu? Bilmiyorum.

Bunları düşününce içimdeki "iyi insan"ı görüyorum yine, çok seviniyorum :) Ölmemiş işte :) Sadece kime ne yapacağını seçmeyi öğrenen, biraz daha akıllı bir "iyi insan" var artık. 

·         Başka biri ile mutlu olabilir mi? Aradığı insanı bulabilir mi?

Hayır, maalesef bulamaz. Hayatı boyunca aramaya devam eder. Müthiş bir motivasyonu ve azmi var bu konuda. Her seferinde “hayatımın kadınını buldum” deyip hayal kırıklığı yaşamaya ve en sonunda yapayalnız ölmeye mahkum maalesef. Eski eşi ona ayrılırken “sen yapayalnız öleceksin” demiş, nasıl oturmuş içine. Çok yer etmiş. Sarhoşken söylemişti birkaç kere. Bu da kıza değer verdiğinden falan değil, korktuğundan. Odak yine kendinde yani. Çünkü biliyor kaçınılmaz sonun bu olduğunu. İnsanın kendini kandırması, kendine dürüst olamaması ne fena ya?

·         Beni yakın çevrem anlamıyor, sadece seninle yazıştığımda kendimi iyi hissediyorum. Ne yapabilirim?

Onları topla bana getir 😊 Çok isterdim, “hopp alo, kendinize gelin, bu kız asla anlamayacağınız bir şey yaşıyor” diyebilmek. Ama olmuyor işte. Anlayabilmek için, ya bu yollardan birebir geçmek, ya da bu konuda bu kadar bilgili olmak gerek. Belki bu blog’u okutmanız işe yarar? Ama o zaman da “delinin teki yazmış, sen de inanmışsın çünkü işine gelmiş” diyebilirler. Bilmiyorum ya, isterdim onlara da ulaşabilmek, anlatabilmek. Ama anlarlar mı emin değilim.

Anlamasalar da olur. Sen şarkılar söyle içinden, dans et!

Hayır, biraz zeka ama lütfen ya! Hadi inanmıyorlar, zekalarını kullansınlar. Birbirini hiç tanımayan bu kadar insan, ne hikmetse aynı şeyleri yaşıyor ve birebir aynı hisleri hissediyor. Adamlar da aynı şekilde davranıyor? Tesadüf olabilir mi? Bir tür manyaklar klonu falan gibi mi görünüyoruz oradan bakınca?? 

Çok şart mı dışarıdan o onayı, o desteği görmeniz? Tek bir kişi vardı birebir hisseden, anlayan. Annemin eşi. Benim kadar okudu, öğrendi. Her akşam istinasız saatlerce dinledi beni. Allah bin bir kere razı olsun, ne diyeyim. O olmasaydı ne halde olurdum bilemiyorum.

Açılacağınız kişiyi doğru seçin. Lütfen.. 

·         Seks çok güzeldi, bundan vazgeçmek istemiyorum. Çok zorlanıyorum. Bir daha başkasıyla bu kadar iyi olabilir mi?

Olabilir, oluyor. (gözlüklü emoji) Rahat olun, her şey çok güzel olacak, çok çok çok daha iyisi olacak! O “çok iyi” dediğin his var ya, o bir tür bağımlılık. İyi olarak anlamlandırdığın şey iyi falan değil yani, bambaşka bir şey. Yazmaya utanıyorum, email’lerle devam edelim bu konuda.

·         Onu terk etmeyi başarırsam, hayatında hiç unutamadığı bir kadın olarak imza atar mıyım?

Muhtemelen evet. Soruyorum ; hayatta kovaladığın tek başarı hikayesi bu mu olsun? İçinde bunca potansiyel varken?

Yani stalk’lamıştır arada bir aklına düşersen. O da SENİ merak ettiğinden falan değil, egosunun aldığı yaradan. Kendini tatmin etmek için. Muhtemelen mutsuz olduğuna inanıyor, inanmak istiyor. Buna ciddi ciddi inanıyordu benim hayatımdaki kişi mesela. Ama maalesef gerçek bu değil. Hiç olmadığım kadar iyi hissediyorum kendimi.

·         Kendimi affedemiyorum, en çok kendime kızıyorum. Ne önerirsin?

Bu oluyor maalesef. Ama olmasın, lütfen, en büyük temennim. O kendini affedememe, hazmedememe, “nasıl bu kadar salak olabildim” dönemi kaçınılmaz. Ne kadar temennim yaşanmaması yönünde olsa da, biliyorum ki yaşanacak.

Lütfen kendine sürekli şunu hatırlat ; Bunu sen yapmadın. Bunların hiç birinin sorumlusu sen değilsin. Kontrol edildin. Manipüle edildin. Yönetildin sinsice. Bunu o yaptı. Fark edememen, senin geri zekalı ya da saf olduğunu değil, sağlıklı/sevgi dolu/İYİ bir insan olduğunu gösteriyor. Buna öfkelenmek yerine bununla gurur duymalısın. Böyle kalmalısın.

·         Kitap yazmayı düşünüyor musun?

Hayır 😊

Kitap ticari bir iş. Bu hikayeden maddi bir gelir elde etmek üzerine en ufak bir niyetim yok. Biraz da iz bırakma işi kitap yazmak, hafif de olsa ego var o işin içinde. Bence ben ileride bambaşka bir konuda kitap yazayım 😊

Türkiye’de milyonlarca akıllı telefon kullanıcısı var, kitap okuyan insan oranı ise malum. Bu yüzden, ne kadar fazla insana ulaşırsam o kadar faydam olur diye düşünerek bu yolu istedim, bunu seçtim. Ne ismimin, ne de geleceğimin bu hikaye ile ilişkilendirilmesini istemiyorum. Çevremdeki hiç kimseye bu blog’dan bahsetmiyorum bile. Burası benim gizli iyilik yapma alanım. Böyle kalmasından da müthiş keyif alıyorum 😊 Daha gerçekçi geliyor. 

Hatta keşke, bizim gibiler bunu araştırırken değil de, sorgularken "bu neydi şimdi" derken ulaşabilsem onlara diyorum bazen. Sonuçta bu blog'a ancak belirli anahtar kelimeleri yazarak ulaşabiliyor şu an insanlar. Ama o sorgulama aşamasında araştırma ihtiyacın bile olmuyor. Keşke o dönemde kuş olup ulaşabilsem ama işte, elimden ancak bu kadar geliyor. Belki de daha iyi, daha doğru bir zamanda bu kadar bilgi bombardımanına maruz kalmak daha sağlıklıdır, bilemiyorum tam :)

Sizlerden email’ler geldikçe, yol kat ettiğinizi gözlemedikçe de mutlu oluyorum işte, hepsi bu. Bütün olay bu. 

28 Mart 2017 Salı

İlave Kaynaklar

Mail’lerde ilave kaynak soranlar olmuş.
Açıkçası, yaptığım şey google’a narcissism, narcissistic personality disorder, narcissistic abuse, understanding a narcissist mind ve benzeri cümleler yazıp önüme çıkan her makaleyi, her web sitesini inceledim. Ama bir kaçı o kadar zengindi ki içerik bakımından, çok soran olduğu için aşağıda derlemek istedim.
İlk araştırdığımda şok olmuştum, yani nasıl bu kadar yaygın olabilir, nasıl bunca zaman haberim olmaz, bunlar nasıl insanlar ki, mağdur olan kişilere özel web siteleri falan kurulmuş dedim içimden. İşin bu kadar ciddi olabileceğini ben de bilmiyordum – ki oldukça ilgiliyim psikolojiyle.
Instagram mesela.. Narsist kurbanları diye sayısız sayfa açmışlar şaka gibi.. Bir sürü kadın altına yorumlar yazıyor, birbirleri ile konuşuyorlar vs. Görünce çok ama çok şaşırdım. Keşke Türkçe de benzer bir sayfa olsa.. Birileri uğraşsa..
Birisi de mailinde demiş ki “topla bizleri, bir araya getir”. İnanır mısınız, bundan 1 sene önce olsaydı o motivasyonum vardı. Gerçekten vardı. İsterdim. Ama şimdi istemiyorum. Artık daha fazla bu işin içinde olmak istemiyorum. Ama benim yaşadıklarımı yaşayan insanlara yardım etmeye devam etmek istiyorum. En azından sadece bu şekilde. Benim bir mesleğim var, vaktimin çoğunu o alıyor. Ama mesela benim yaşlarımda psikolog bir arkadaşım var. Bana destek olduğu dönemde bir hayli zenginleşti bu konuda bilgisi. Arada yazıyorum ona “gel beraber workshop yapalım. Organizasyon ve gerçek hikaye kısmı bende, işin psikoloji tarafı sende” gibi. Sonra geçiyor. O da yoğun, o da bir türlü odaklanamıyor. Ama belli olmaz, belki ben daha da güçlenince, kendimde bu gücü tamamen bulunca yönlendirebilirim onu bu konuya. Bir de mesleğim gereği deşifre olma durumum var tabi. Adamla ismimin yan yana anılmasından bile rahatsızım şu an, bırak bunu afişe etmeyi. Şu anki hislerim bunlar.
Neyse, aşağıda ilgimi çeken birkaç web sitesi ve sosyal medya hesabı paylaşıyorum. Daha detaylı bilgi edinen & Türkçe kaynak yakalayan vs varsa bu makalenin altına yorum olarak bırakabilir, en azından böyle bir fayda sağlayabiliriz şimdiden birbirimize?


Web Siteleri & Makaleler ;
Sam Vaknin Makaleleri ; samvak.tripod.com
Sam Vaknin Videoları ; youtube.com/samvaknin
(Bu adamın kendisi de narsistik kişilik bozukluğu sahibi. Hem kitap yazmış, hem de yukarıdaki linklerde müthiş bilgiler paylaşıyor.)
After Narcissistic Abuse ; afternarcissisticabuse.wordpress.com
(Bu da benzer bir blog)
Free from toxic ; freefromtoxic.com
Angela Atkinson ; Bu kızın hem web sitesi hem youtube kanalı var. www.queenbeing.com Videolardaki tarzı bana hiç hitap etmese de faydalı bulanlar olabilir. Bilgi bilgidir.
Let Me Reach ; letmereach.com / Tamamen narsist erkeklerden canı yanan kadınlara destek olmak üzerine bir web sitesi. Faydalı forumlar var.
https://ladywithatruck.com/how/ (burada narsist bir adamla ilişki içinde olan kişinin arkadaşlarına tavsiyeler var. Arkadaşınızı dinleyin, ona inanın, araştırma yapın, yanında olun gibi şeyler yazıyor)
Alper Hasanoğlu’nun narsizm üzerine makaleleri. Alper Bey’i School of Life’ta verdiği bir eğitimle tanımıştım önceden. Radikal gazetesinde köşe yazıyor ve narsizm üzerine etkileyici tespitleri var. Basit bir Google araması ile ulaşabilirsiniz.
Instagram hesapları ;
Beware_of_the_narc
Narcissisrecovery
Narcissist.sociopath.awareness2
Narcissistic_abuse_lifecoach (bu ilginç mesela, kadın yaşam koçu ve uzmanlık alanı tamamen narsistik şiddet mağdurlarını iyileştirmek. Arada videolar falan koyuyor, biraz kıro bir hesap ama çok faydalı post’lar var)
Narcissist_free
Narcissist_survivor


 Sizin önerebileceğiniz ilave kaynak varsa bu yazıya yorum olarak iletebilirsiniz, okuyanlara faydası olur en azından.

Teşekkürler. 

11. Ay Güncellemesi & Hikayeleriniz

Aylar sonra tekrar selam..

Çok uzun zamandır ilgilenmiyordum burayla. Dün ve bugün email’lerin tümünü okuma imkanım oldu.
Tam 32 email cevaplandırdım.

Sizlerden gelen birkaç cümle şöyle ;

“..Ona bağlandım. Her şeyi yapıyor ağlıyor özür diliyor ve affetmekten kendimi alıkoyamıyorum. Bu sefer düzeldiğini söylüyor. Ama asla düzelmeyeceğini de biliyorum. Ayrılmam gerek ama beceremiyorum.”
“Size çok teşekkür ederim. Yaşadığım şey acı olmaktan çıkıp içimi biraz rahatlattı açıkçası”
“Duygusal ani şoku atlattıktan sonra ben ne yaşadım sorusunun cevabını ararken yazınıza denk geldim. Yalnız olmadığımı bilmek rahatlattı beni,”
“İnternette yaşadığım 3 yıllık süreci sorgularken yazına rastladım. Birisine mail adresini vermişsin. Gerçekten beni aşağılamadan anlayan birisine çok ihtiyacım var. Bu 3 yildir “seni anliyorum” cumlesi duymadim hic.”
“Sosyal birisi olarak tek basima kimsesiz kaliverdim odamda kimsesiz. Gerceklik algim kayboldu. Kontrolum gitti.
2016 da yazmissin yazini. Simdi gecti mi? Nasil basa cikabiliyorsun? Bunlr gercek mi? Aslinda seni hep seviyorum derken su an kendini bilincli geri cekmesi manupule edilmemden mi kaynakli?”

İşte tam da bu yüzden yazmak istedim her şeyi. Yazdığınız her email bana daha da güç verdi – üzerinden neredeyse bir sene geçmiş olsa bile. Süper sağlama yapıyor.

O kadar çok hikaye var ki, ve hepsi o kadar benzer ki, aklım çıktı.

Bambaşka şehirlerden, hatta ülkelerden email’ler aldım. Hepsine tek tek yanıt vermek istedim.
Okuduğum her hikayede yaşadıklarımı tekrar yaşadım. Tuhaf geldi, çünkü uzun zamandır bu hikayeden uzak bir hayat sürüyorum. Evet etkileniyorum, çok üzülüyorum her okudum  email’de. Ama destek de olabilmek istiyorum elimden geldiğince. Bugünlerde bunu yapabildim.

Çünkü geçen gece rüyamda gördüm bu blogu 😊 Rüyalarım bir acayip oldu zaten..
Beni merak edenler de olmuş. Çok şekersiniz gerçekten. Bomba gibiyim, zımba gibiyim.
Kış biraz depresif geçmiş olabilir, malum patlamalar vs memleket olarak zor bir kış geçirdik zaten. Ama havaların da düzelmesiyle kendimi yine harika hissediyorum.

Bütün kış çalıştım. Hala aşırı yoğun bir tempoda çalışmaktayım. Harika projelerde yer alma imkanım oldu. Güzel kazandım. Yazın hiç projem yok, yine uzun bir tatil yapmak istiyorum. Tek temennim bir an evvel yazın gelmesi.
Çalışmak, daha doğrusu çalışıyor olma hali çok iyi geliyor bana. Bir kere sürekli bakımlı ve şıksın. Sosyalsin. Sürekli birileriyle tanışıyorsun. Farklı yerlerdesin. Yani en azından benim işim böyle. Bunlar insanı ayakta tutan şeyler. Bir de yaptığın şeyi seviyorsan, mis.

Düşünüyorum da, onunla beraberken bile hiç bırakmadım işimi gücümü, afffferin bana! Minicik halimle ne savaşmışım, nasıl pes etmemişim, iki kuruş kazanacağım diye neler yapmışım. Şimdi düşününce gerçekten takdir ediyorum kendimi. Şu hayatta aç kalmam ben 😊

Bu arada gezmeler tozmalar devam. Her fırsatı değerlendirip hayatın tadını çıkarmaya çalışıyorum.
Meditasyonlarım iyice derinleşti. Artık algılarımın açıklığından, hislerimin yoğunluğundan çıldırmak üzereyim. Önce tuhaf geliyordu, şimdi alışıp keyfini çıkarmaya başladım. Yaşasın meditasyon ve beni bu işlere bulaştıran insan.. (bu sene 3. Senem. Sanırım lazer epilasyondan sonra kendim için yaptığım en iyi şey diyebilirim 😊)

Bu sene yine bir eğitime katıldım. Bu seferki modülde “kendimizi korumayı” öğrendik mesela. (Keşke daha önce öğrenseymişim)
Eğitimin son seansında yerde duran sayısız cam kırığı parçası üzerinde çıplak ayakla yürüdüm. Yaptım bunu!
Düşünsene canını yakacağını bildiğin bir şey orada önünde duruyor ve sen kendinle öyle bir bütünlük halindesin ki, öyle kendine odaklısın ki, hiçbir yerin kesilmeden 7-8 adım atarak onun üzerinde yürüyorsun.. İnanılmaz bir kafa, pırıl pırıl çıkıyorsun. Sonrasında var ya, (yine büyük konuşmayayım ama) “kim üzebilir ya beni bundan sonra? Kim zarar verebilir?” diyorsun. Dünya umurumda bile değil. Canım ne isterse onu yapıyorum. Umarım başıma gelecek ilerleyen kazalarda bu bütünlüğü korumayı başarabilirim.

Bu eğitimleri bana veren kişi (aynı zamanda arkadaşım da oldu artık, zor dönemimde mesela bana çok desteği olmuştur), bana dedi ki “en çok neleri yargılıyorsun hayatta sen?”. Yazdım. Uzun uzun yazdım.
Sonra “birini seç, bir ay içerisinde yapmanı istiyorum” dedi. İtiraz ettim, bağırdım falan klasik. Yok dedim hayatta yapmam, değerlerime ters. Dedi ki “tam da bu yüzden yapmanı istiyorum”.
Yaptım.
Harika hissettirdi! 😊 Çok güzeldi.
Bir kişisel gelişim egzersizi olarak herkese şiddetle tavsiye ediyorum. Süper eğitici bir şey.. Yaşamadığın şeyi yargılamamayı öğretiyor sana. Fena halde hem de!

Yargılar, yargılarımız.. Sert duvarlarım vardı bazı konularda. Mesela evli insanlarla ilişki yaşayan kadınlarla ilgili. Ve çok açık konuşmak gerekirse kısmen bunun karmasını yaşadığıma inanıyorum.
Hayatımın farklı zamanlarında, farklı iki arkadaşım evli insanlarla beraber oldular. İlginç şekilde gözümün önünde kurumaları, sönmeleri, verdikleri tepkiler vs birbirine çok benziyordu. İşin ucu bana zarar vermeye başladığında da (öteki kadınla olan rekabetin getirdiği hırçınlık sonucu karşındakini yaralayıcı yorumlar gibi mesela) yolumu ayırmak zorunda kalmıştım.

Belki aynı şeyi yaşamadım, evli biriyle birlikte olmadım. Ama ben de, yaşayandan başka hiç kimsenin anlayamayacağı bir şey yaşadım ve ben de anlaşılmadım mesela. Bu konu çok benzerdi.
Karma her zaman başımıza gelen kötü şeylerde karşı tarafa atacağımız bir felsefe değil. Yani örneğin, A bana bunu yaptı, ilahi adalet ona tutar demek değil. Kendini de sorgulaman gerek. (yerse)
“Ben ne yapmış olabilirim acaba birine de bunu yaşıyorum şu anda” gibi. Böyle düşündüğümde (ki gerçekten bu konuda kendine çok dürüst olabilmen gerek) çok üzüldüm. Keşke onları yalnız bırakmasaydım dedim.
Sonra çeşitli meditasyonlarla o eski arkadaşlarımdan af diledim, azad ettim. Hem onları hem de kendimi.

Gerçi ben hala çok haksız yere yalnız bırakıldığıma inanıyorum. Kendimden başka kimseye bir zararım yoktu ya, gerçekten yoktu. Hiç hak etmemiştim.

Mesela 3 aydır bir ilaç şirketine bir iş yapıyorum. Nadir bir hastalığın hasta yakınları üzerindeki etkilerini araştırıyorum.
Hastalık çok nadir olduğu için, bütün ebeveynler anlaşılmamaktan şikayet ediyor. Görüşmeyi kesen akrabalar mı istersin, çocuğunu oynatmayan komşu mu istersin.. ne hikayeler.. onlar “bizi bizden başka kimse anlamıyor” dediğinde mesela, elimde değil, direk aklıma geliyor yaşadıklarım. Bu da benzer bir durum.. Bu hastalık için bir dernek var mesela, insanlar kendileri gibi olanlarla bir araya gelebiliyorlar, ve bu sayede üstesinden gelebiliyorlar yaşadıkları zorlukların. Destek ne kadar önemli di mi bu durumlarda..

Bunları düşüne düşüne, bazen şişe şişe, hep sabrederek, hep susarak, en iyisini dileyerek, sık sık meditasyon yaparak, bol bol hayır işi yaparak (çok yaptım bu sürede, kendi kendime gizlice, çok iyi geldi yardım etme duygusu) iyileştiriyorsun kendini.

Böyle böyle işler işte. Psikolojiyle bu meditatif işler harmanladığında, tadından yenmiyor. Seviyorum.
Çok değişiyorsun. Asla aynı insan olmuyorsun, aynı kalman mümkün değil. Mesela şimdilerde çok daha zengin ve keyifli yaşayıp çok daha az paylaşıyorum. Hem hislerimi daha az (ama öz) insanla paylaşıyorum, hem de sosyal medya vs eskisi kadar çok sarmıyor mesela. Gerçekte yaşadıklarım çok daha keyifli ve eğlenceli görünenden.

Bir de bu anlattığım spiritüel çalışmalarla ilgilenmeyenler için saçma gelecek biliyorum ama, gerçekten inanılmaz derin değişiklikler içindeyim. Örneğin bir gece rüyamda Gümüşlük’ü gördüm. Resmen çağırdı beni. Gümüşlük’te tek başıma oturuyorum ve birden karşıma kocaman bir tsunami geliyor. Dev ama, koskocaman bir dalga.

Araştırdım. Jung “çok derin ve köklü değişikliklerin ıspatı” diyor. Neden olur tsunami? Yer altında bir şeyler hareket edince. Çok etkilendim. Çünkü bu Jung, boru değil.
Sonra kendimi Bodrum’da buldum. Mabet diyorum zaten oraya, çok iyi geliyor. Bu tür çalışmaları yapmak için de ideal. Kimleri kimleri gömdüm o sulara belli değil..

Email’lerinize ve konumuza dönersek, söyleyecek birkaç lafım var.

Öncelikle, herkese tek tek yazdığım gibi, ben konunun profesyonel uzmanı değilim. Ama, sizi dinleyebilirim ve en önemlisi anlayabilirim. Bu durumu yaşamayan hiç kimsenin anlamayacağını biliyorum. Size de “Biz de yaşadık böyle şeyler, bırak, önüne bak, zamanla geçecek” benzeri yorumlar yapan yakınlarınız olacak. Onları zihninizde susturabilir misiniz? Susturmalısınız. Bir şekilde sadece kendinize, kendi yaşadıklarınıza odaklanacak gücü bulabilmenizi dilerim. Bundan çıkmanın tek yolu “sadece kendinizi” dinlemek çünkü.

Bu blog, yazılan mail’leri yanıtlamam vs hep bu yüzden. Ben ne yazık ki arkadaş kontenjanından şanslı olamadım. Çok yalnız günlerim oldu. Çok ama. Ne yaşadığımı ben bilirim. Bu yüzden, kendi göremediğim desteği hiç tanımadığım insanlara verebilmek istiyorum. İnsan bu süreçte en çok buna ihtiyaç duyuyor, biliyorum.

Bana da söylediler bunları. Dinlemedim. Çok zor oldu ama dedim ki “bir saniye bir durun, ben bakacağım duruma”. Hoş karşılanmadı tabi, ama anlaşılmadığımda yapabileceğim başka bir şey yoktu.

Böyle hani korku filmleri olur ya, birileri gerçek katilin kim olduğunu fark etmiştir, bağırır çağırır, herkesi uyarmak ister ama kimse ciddiye almaz bunu. Kendimi aynen o karakter gibi hissediyordum.
Hatta kendime çok üzüldüğüm anlardan biri de, can hıraş okuyarak araştırarak öğrendiğim bilgileri, kendimde bulduklarımı arkadaşlarıma anlatmaya çalıştığım anlar. Hiçbir tepki alamadığım gibi, sürekli bu konuda araştırma yaptığım için bile yargılandım. Biri bir yorum yaptı, diğer ikisi de ona katıldı falan mesela. Bir Allah’ın kulu da tanıyamamış beni, bir sakin kalıp “dur bir dakika, bu kız böyle değildir, neden bahsediyor?” diye merak edip ciddiye almadı mesela. Zerre Fransızca bilmeyen birine açıp Le Monde okumakmış benim yaptığım.

Bakın şöyle bir hikaye var, biraz dini hikaye gibi ama çok anlamlı ;

Adamın birisi İmam-ı Azam'a gelmiş ve demiş ki: “Benim oğlan çok bal yiyor. Başka da bir şey yemiyor. Buna da paramızın yetmesi mümkün değil. Siz sevilen sayılan birisiniz. Ona söyleyin de bal yemesin.” … İmam-ı Azam biraz düşünür ve: "Şimdi gidin. 40 gün sonra gelin" der onlara. …… Aradan 40 gün geçer. Adam gelince İmam-ı Azam çocuğa dönüp sadece: “Oğlum, bal yeme!” der. …. Çocuğun babası bu duruma sinirlenir ve şöyle der kızarak: “Sadece 3 kelimelik bir cümle demek için mi bizi 40 gün beklettin? Bunu o zaman da söyleyebilirdin!” …. İmam-ı Azam sakinliğini bozmaz. İbret alınması gereken cevabı verir: “Ben de bal yemeyi çok severim. O günden beri 40 gün boyunca hiç bal yemedim. Demek ki bal yememe işi yapılabiliyormuş. Ben bunu kendi nefsimde başardım. Demek ki çocuk da başarabilir diye düşünerek, ona bir cümlelik bu nasihatı verme hakkını kendimde gördüm.”

Şimdi en yakın arkadaşım dediğim kıza bile (bahsettiğim insanlardan biri değil) “bak ben sana en yakın arkadaşım diyorum ama, en yakın arkadaş diye bir şey yok biliyorsun di mi? Yani hayat bu, sen de benden ütopik beklentiler bekleme, ben de senden beklemeyeyim, böylesi daha gerçek ve samimi” falan diyorum 😊 Kız kahkaha atıyor resmen, “ben yeni seni çok sevdim” falan diyor.

(Bu bahsettiğim kişileri tanıştıran, bir araya getiren de benim bu arada. Birkaç aylık tanışıklık. Her biri ile olan bireysel geçmişimde yaşanan hikayeler, onları çok iyi tanıyor olmam, yaptıkları güçsüz/güvensiz hamleleri bilmem, ama onların birbirini bu kadar yakın tanımaması, bir de üzerine grup psikolojisi eklenince, her birini bir ahlak bekçisi haline getirdi. Çok kısa zaman sonra, bana söyledikleri tüm cümlelerin tam tersini yaptıkları örnekler geldi önüme. Allah işte, getiriveriyor. Bazen bizzat şahit oldum, bazen üçüncü kişilerden duydum. Bir çoğunu yüzlemedim. Gülümsedim ve devam ettim. Keşke bu tür durumlarda kadınlar olarak gerçeklikten kopmasak, değil mi? Gerçek kalarak birbirimize destek olabilsek. Sevgilisi olana kadar herkes güçlü kadın, şartlar değişince hopp arazi. Bir aşık olmaya bakar. Hiç birini samimi bulmuyorum bu yüzden. Hayatımda bir kerecik olsun birini bile yaptıklarından ötürü yargılamamıştım. Ta ki kendim onlar tarafından yargılanana kadar. Çok büyük hatalar yapıldı bana, hiç hak etmemiştim. Bundan sonrası mümkün değil, hiç biri ile görüşmüyorum, hiç istemiyorum, hiç özlemiyorum. Arkadaşlık da sevgili olmak gibi biraz. Güven ve sadakat istiyor. Su bulanınca, benim yaşadığım kadar derin acılar yaşayınca, yapamıyorsun, devam edemiyorsun. Şimdi hayatımda gerçekten beni daha doğru yönlendiren insanlar var. Sohbetimiz, muhabbetimiz, verdikleri tepkiler falan o kadar farklı ki. Genelde de yaşça büyükler benden zaten, tesadüf olduğunu düşünmüyorum. Yine ergenlik dönemimdeki gibi haddimden fazla olgunlaştım sanırım. Bir de sürekli temkinliyim ve çok fazla anlam yüklemek istemiyorum bu insanlara da. Sonradan üzülmemek için. Bak ne fena, nasıl bir travma var burada.. Benim o kızlardan alabileceğim hiçbir dostluk yok artık maalesef. Benim onlara yapabileceğim çok şey var aslında, ama onu yapmayı da ben istemiyorum. Neyse, özetle bu konuda hala çok canım yanıyor, o taraftan da ağır travma yaşadım ne yazık ki, bu da ayrı bir blog konusu 😊)

Tabi yanımda olanlar da vardı. Hatta fazla samimiyetim olmamasına rağmen bana vakit ayıran, dinleyen, destek olan bir sürü güzel insan da oldu. Bunca riyakarlığın arasında onların bu tutumu, insan olarak hepsini gözümde daha da değerli hale getirdi. Yeri geldi, fırsat olunca ben de onlara destek oldum hep. Ama işle ilgili, ama başka bir şey.. O güzel insanlar şu an benim için bir çok şeyden daha değerli..

Hani dedim ya, aşık olana kadar herkes güçlü kadın diye.. Şunu kastediyorum aslında;
Mesela sevgilisi olmayan bir kadın, sıklıkla kız arkadaşlarıyla vakit geçirip güçlü kadın triplerine giriyorsa, ama aşık olduğu zaman kimseyle görüşmeyip sevgilisi odaklı bir hayat yaşıyor ve kendi işinden, arkadaşlarından uzaklaşıyorsa (gözümle görüyorum, var böyle) benim o kadının söylediği hiçbir tavsiyeye itibarım kalmıyor.

Tam tersi şekilde, evliyken “çok mutluyum, kocişim” deyip deyip boşanır boşanmaz “eyy güçlü kadınlar” triplerine girenleri de anlamıyorum.
(Hopp spiritüel ego konuşuyor, biraz izin verelim konuşsun? Belirli dozda faydalı olabilir)
Esas mesele, o durumun tam içindeyken bunu yapabilmek. İlişkin devam ediyorken kendi hayatını aksatmamak (ne işimi, ne arkadaşlarımı, ne derneklerimi aksatmamıştım. Şimdi düşünüyorum da gerçekten helal bana..)

Bu yüzden, şu an içinde bulunduğum şartlar altında atıp tutmak istemiyorum. Bizim meslekte RTB diye bir kavram vardır. Reason To Believe. Bir şirketi analiz ettiğimizde altına gerçek hikayeler koyarız, bak senin çalışanın bunu yaşamış, bunu söylemiş, al sana ıspat gibi.

Ben de Reason To Believe arıyorum. Misal, vakt-i zamanında çok aşık olduğum Londra’da yaşayan bir adam vardı. Bu yaz zor bir zamanında beni aradı, destek istedi. Ama zamanında çok üzmüştü. Dedim ki “neden sana destek olacağımı düşünüyorsun?” şaşıp kaldı. Direk şutladım. Yani bu strateji ya da planlayarak yapılan bir şey de değil. Bunu yapabildiğimi kimseciklere ıspatlamak ya da hava atmak gibi bir gayem de yok. Oluveriyor sadece. Al sana reason to believe.

Keza aynı şekilde, uzun süre eski erkek arkadaşımla görüştüm bu kış. Sonra bir öküzlük yaptı, minicik bir şey. Neden ayrıldığımızı bana hatırlatan bir şey. Anında uzaklaştım. 2 ay sonra bir gece kıskançlık krizi geçirip saydı sövdü, neler neler söyledi bana.. Neymiş çok eğleniyormuşum. Bak burada da mesela, içimde sıfır his, sıfır şüphe.. Senelerce aşık olup geberdiğim adamdı kendisi. Direk uzaklaştım. Vücut istemiyor, ruhum istemiyor, gidemiyor, kapılamıyor artık. Otomatik olarak uzaklaşıyorsun.

Kişisel gelişim dediğin şey çok tehlikeli bir bakıma. Her an kendini çok “farkında” hissetmeye müsaitsin. Bu da bir zaman sonra kendi kibrini doğuruyor. “Biz de geçtik o yollardan, senin daha çook yolun var” kafası. Bu da spiritüel ego. Çok tehlikeli. Unutmamak lazım, bu işin sonu hiç yok. Geçen sene ben de kendimi “farkında” olarak tanımlıyordum mesela. Şimdi bulunduğum noktayla alakası bile yok geçen seneki halimin. Demek ki şu anda da yeterince uyanmış değilim bir çok şeye? Demek ki hala öğreneceğim çok şey var? Böyle düşünmek lazım.

En fenası da kendini yargılamak. Bana da diyorlardı “o kadar eğitim alıyorsun, şunları yapıyorsun, nasıl bu adamdan kopamıyorsun” diye. Haydi onları siktir et de, ben bunu kendime de çok yaptım. Kendimi yargıladım. Çok üzülüyorum o anki halime.

Bu kişisel gelişim zımbırtısı öyle basamak basamak ilerlenen, lineer bir şey değil. Örümcek ağı gibi daha çok, ya da mandala gibi, oya gibi. Bir boyuttan diğerine geçiyorsun. Birinci seviye, ikinci seviye diye bir şey yok. Farkındalığın sonu asla yok.

Bu yüzden anlamakta çok zorlanıyorum “biz de yaşadık aynı şeyleri” deyip deyip beni yalnız bırakan o arkadaşlarımı. Bunun iki açıklaması var ;
1)      Yaşadıkları her ne ise, illa ki acıtmıştır ve bir şeyler katmıştır onlara. Ama asla benim yaşadığım gibi bir şey değil.
2)      Evet ne yaşadığımı biliyorlardı ama canları destek olmak istemedi.
Bunun başka açıklaması yok, ben bulamıyorum. Yani anlamıyorum ki, şurada hiç tanımadığım iki insana faydam dokunsun diye bir şeyler yapmaya çabalıyorum. Hakikaten bunları yaşamış biri olsa daha sakin, daha bilge, daha şefkatli davranmaz mı? Ben neden böyle davranılması gerektiğini düşünüyorum peki her şeye rağmen? Gerçekten anlamıyorum bu tutumlarını. Yüzleyince de özür diliyorlar benden.

İstemiyorum artık benden özür falan dilenmesini. Bu adama sevmeyi nasıl öğretemezsem, bu kızlara da arkadaşlık prensiplerini öğretemem. Hazırı gelsin. Gerçekten istemiyorum, vaktim yok, dermanım yok insan yetiştirmeye 😊

Ondan sonra “seni özledim”. E özlersin tabi. Ben de olsam, ben de özlerim böyle lokum gibi kızı. Çuvaldızın en kalınını kendine batırmayı başaran birini, yargısızca senin yanında kalmış birini kim özlemez?

Sonra kendi kendime konuşurken “ben kendim gibi bir dostum olsun istiyorum” dedim bir gün. A-ha moment işte bu..

“Madem öyle, kendi kendinin dostu ol. Senin ne yaşadığını senden daha iyi hiç kimse bilemez, kimse seni senden daha iyi tanıyamaz. Bu kadar imtiyaz verme, kendinle dertleş, kendi kendini onayla, kendi kendini sev.. kendini sev.. kendini sev..” tralla la la budur! Buymuş yani.

Öyle süreçlerden geçtim ki, geçenlerde benimle benzer iş yapan bir arkadaşıma “kendini sev” isimli bir workshop tasarladık. Kendimi nasıl sevmediğimden yola çıkarak ilham verdim ona. Modül modül yazdık. İnanılmaz eğlenceliydi. Nisan sonu gerçekleşecek workshop’ı. Katılımcıların arasında otururken (tercihen en arkada) kendi kendime minik kutlamalar yapmayı düşünüyorum o gün.
Kaç sabah uyanıp aynaya bakıp “sen bana emanetsin bundan sonra kızım” dediğimi hatırlamıyorum yazın. Her gün. Kendi kendimin çocuğuymuşum gibi büyüttüm beni.

Kışın 8 saniye isimli bir film izledim. O filmin sonunda da ana karakter aynada kendi kendine aynı şeyi söyledi. Görünce tüylerim diken diken oldu, kafa aynı kafa demek ki.. İnanamadım, bildiğin copy paste. Film de çok iyidir bu arada, şiddetle tavsiye.

Meryll Streep’in bir yazısı çıktı yazın karşıma. Okur okumaz “yuhh” dedim içimden, “beni yazmış”. Aşağıya yapıştırıyorum ;

Bazı şeyler için artık sabrım yok; ukala biri haline geldiğim için değil, aksine hayatımda artık beni mutsuz eden ya da üzen şeyler ile vaktimi daha fazla kaybetmek istemediğim bir noktaya ulaştığım için…
Laf sokmalara, haddinden fazla eleştirilere ve hangi türden olursa olsun talep ve beklentilere artık sabrım yok.
Benden hoşlanmayan insanları memnun etmeye, beni sevmeyen insanları sevmeye ve bana gülümsemeyen insanlara gülümsemeye yönelik arzumu kaybettim.
Artık yalan söyleyen ve beni yönetmek isteyen insanlara bir tek dakika bile harcamak istemiyorum.
Oyunların, ikiyüzlülüğün, sahtekarlıkların ve ucuz övgülerin olduğu ortamlarda bulunmak istemiyorum.
Çok bilmişliğe ve akademik ukalalığa tahammülüm yok.
Aynı şekilde boş dedikodulara da bulaşmak istemiyorum.
Uyuşmazlıklardan ve karşılaştırmalardan nefret ediyorum.
Farklılıklardan, hatta zıtlıklardan oluşan bir dünyaya inanıyorum, bu nedenle katı ve toleransı olmayan olan insanlardan kaçınıyorum.
Arkadaşlıkta sadakatsizlikten ve ihanetten hoşlanmıyorum.
Birisine nasıl iltifat edileceğini ya da cesaretlendirmek için ne diyeceğini bilmeyen insanlarla bir arada olamıyorum.
Abartılar beni sıkıyor.

Ve her şeyin de üzerinde, sabrımı hak etmeyen hiç kimseye sabrım yok.

Bu yazıyı paylaştığım zaman, bir arkadaşımın annesi (60’ların başında) beni aradı ve dedi ki “sen bana bir kahveye gel bakayım”. Gittim. Sordu “ne yaşadın sen?” anlattım. İnanamadı. Çok benzer bir yargılama-onaylanma-kime ne veriyorum-o bana ne veriyor süreçlerini 43 yaşındayken yaşamış. Bu yazıyı da Meryll Streep 40’lı yaşlarında yazmış sanırım. Şaşırdı biraz kafamın geldiği noktaya.
Özetle, umursamayın lütfen dış tepkileri. Sadece kendi hissettiklerinize, ve mümkünse bir uzmanın görüşlerine kulak verin, başka hiç kimseyi dinlemeyin. Süreci kolaylaştırmak yerine daha da zorlaştırmaktan başka bir işe yaramıyorlar maalesef. Her şeye rağmen yanınızda oluyorlarsa şanslısınız. Olmuyorlarsa, bir şeyler zaten eksik demektir, bırakın gitsinler.

Bu işten sıyrılmak için gerçekten cesur olmak gerek. Çok sevdiğiniz birini, arkanızda hiçbir açık kapı bırakmadan terk etmek dünyanın en zor şeyi. Fakat garanti veriyorum, sonrasında müthiş güçlü ve karakterli bir kadına dönüşeceksiniz J
Öyle bir güç verdi ki bu bana, işime bile olumlu yansıdı. Artık sesim daha gür çıkıyor. Bir işe girerken bile çekinmiyorum, “hallederiz” diyorum mesela.

Çok sevdiğin birini bırakıp gitmek, TEK BAŞINA yürümek kadar insanı eğitici bir şey daha olamaz. Geçtiğimiz sene Eylül ayından beri bana bu gücü hatırlatan bir dövme taşıyorum vücudumda. Yaz sonu Bodrum dönüşü yaptırmıştım. Her gördüğümde bana gücümü hatırlatsın diye.

Birkaç minik (naçizane) tavsiyem olabilir ;

1)      O insandan uzaklaşın (Dünyanın en zor şeyi biliyorum.. Ama tek çare bu)
2)      Zamanlama konusunda kendinizi sınırlamayın. Ne zaman hazır hissederseniz o zaman. Ne çevrenizden gelen baskıları duyun, ne de kendi kendinize böyle bir baskı yaratın. Herkesin zamanlaması farklı. Ne zaman hazır hissederseniz, o zaman. Gelen email’lerde sıklıkla şanslı olduğumu, bu durumu bir sene gibi bir sürede fark etmenin / ya da fark etsen de gidebilmenin zor olduğunu yazmışsınız. Sanıyorum buna ben de inanmaya başlıyorum artık, evet biraz şanslıyım. Hem erken fark ettiğim için (gittiğimiz terapist sayesinde oldu) hem de kendim terk ettiğim için. Ama bu, ilişki içindeyken yaşanan on-off dönemlerin olmadığı anlamına gelmiyor tabi. Resmen ayrılmamış olsak bile, bence seksen kere ayrılıp barıştık biz ilişkinin içindeyken. Tarif etmekte zorlanıyorum, yaşayan anlar ama ne demek istediğimi..Bir de lütfen benimle de kıyaslamayın kendinizi. "O ayrılabilmiş, ben neden ayrılamıyorum?" diye düşünmeniz beni gerçekten üzer. Ben de kıyas değilim bu konuda. Herkesin zamanlaması, kıyası kendiyle..
3)      Bu iş yalnız bir iş. Çok dik ve güçlü durmanız gerekecek. Yapabilir misiniz? Sadece ve sadece kendi hissettiklerinize, kendi doğrularınıza güvenmek ve yalnız yürümek zorundasınız. Çok zor olacak, ama sonrasında mükemmel bir insana dönüşeceksiniz, vallahi söz!  
4)      Yargılanacaksınız. En yakınım bildiğiniz insanlar bile “gurursuz davranıyorsun, cool değişin” benzeri şeyler söyleyecek. Yaşananları asla anlamayacaklar. Bunları kaldırabilmeniz gerek. Kesinlikle duymayacaksınız.
5)      Çok gel-git yaşayacaksınız. Zaman zaman unutabilirsiniz yaşanan kötü şeyleri mesela. Bu zihninizin bir oyunu, kanmayın 😊 Hemen hemen hemen okumalara, araştırmalara devam. Ben şuna da inanmıyorum ; düşünme, eskiyi hatırlama vs mevzusuna. Ne demek hatırlama? Elbette ki flashback’ler yaşayacaksın. Elbette ki düşüneceksin neler yaşandı diye. O zaman gerçek zannettiğin bir şeyin tamamen illüzyon olduğunu öğrenmişsin. O anki hissin bambaşkaydı, şimdi bambaşka. Bu yüzden git arada bir geriye. Hatırla neler yaşandı. Erteleme, bastırma. Düşün, o anı yeniden yaşa ve o anki hislerinle şu anki hislerinin yerini değiştir. Ben böyle yaptım. Her anı yeniden yaşadım. Gerçekte olanla yerini değiştirdim.
Mesela benim okuduğum hikayelerde (sizlerden gelenler de dahil) defalarca kez ayrılıp-barışma da görüyorum sıklıkla. Bende hiç olmadı, ama yaşayan çok var. Eğer böyle bir durumun içindeyseniz, lütfen kendinize nazik davranın ve yargılamayın. Bu işe öyle herkesin pıt diye yapabileceği bir iş değil. Biliyorum ne kadar zor olduğunu. Sekiz kereyse sekiz kere, dokuz kereyse dokuz. Hiç fark etmez. Telaşsız kalın lütfen. Doğru zaman ne zamansa, o zaman harekete geçin.
6)      Sizi anlayacak en azından bir kişi olsun. Bu durum zaten, sıradan insanlar tarafından kolaylıkla anlaşılabilecek değil. Gerçekten güvendiğiniz, tercihen bir kişi ile paylaşın durumu. Ağlayın. Bağırın. Yan yana sessizce oturun. İçinizden ne geliyorsa onu yapın ama yargılanmayacağınızı bildiğiniz, şefkatli bir kalp seçin. Şu an gerçekten bebek gibi bakılmaya ihtiyacınız var, unutmayın.
7)      Profesyonel yardım alın. Ben bunun çok faydasını gördüm. Adam böyle olabilir, ama sen neden böylesin? Buna odaklanın. Ertelemeyin, üstünü örtmeyin. (Bu biraz haddimi aşan bir öneri olabilir. Herkes bu kadar cesur olmak zorunda değil. Ama hazır böyle bir şey yaşanmış, neden üzerini kapatalım? Neden benzer pattern’i tekrar tekrar yaşayalım? Değil mi? Zaten bu araştırmalara dalınca insan ister istemez giriyor, bulaşıyor bunlara. Hep söylüyorum, ben taş çatlasın 2 ay onun için üzülmüşümdür. Ondan sonrası tamamen benim kendi sürecimdi, derdim kendimleydi hep yani.
8)      Bol bol araştırma yapın, okuyun, öğrenin, kafalarının nasıl çalıştığını bilin. Tüm kaynaklar bunu öneriyor & bizzat kendim de sonuna kadar aynı fikirdeyim. Bu insanlar normal insanlar gibi değiller. Kafaları bam başka çalışıyor ve eğer siz de benim gibi ilk defa karşılaşıyorsanız, sizin de normunuz başka bir şeyse, okumadan & öğrenmeden anlamanız mümkün değil. Ne zaman kendinizi biraz güçsüz, biraz guard’ınız düşüyor gibi hissederseniz, açın makaleleri tekrar tekrar okuyun lütfen.
9)      Sevin. Uzun bir süre insan görmek istemedim. İşim gereği gördüm tabi, ya da sosyalleşmek için vs. Zaten adam hayal kırıklığının dibini yaşatmış, üstüne yakın arkadaşım dediğin insanların yarattığı travma & yalnız bırakma da eklenince, gerçekten insan denilen varlığa güvenim çok fazla sarsıldı. Yine de sevmekten vaz geçmedim. Çocukları sevdim mesela. Sık sık çocuklarla vakit geçirdim. Ya da kedilerimi sevdim. Denizi sevdim falan. Ama sevdim yani. Bütün yaz böyle geçmişti. Yaz sonu itibariyle normale dönerek insan sevmeye devam ettim. Yeni insanlarla tanıştığımda benim hakkımda yaptıkları yorumlar / aldığım geri bildirimler her zamanki bana gelecek olan yorumlardı. Bunu görünce de sevindim. Bir tür “oley be, değişmemişim o kadar da, bak hala böyle böyle deniyor hakkımda” kafası. Umut veriyor.
10)   Flört edin. Hemen değil, ne zaman hazır hissederseniz o zaman. Ama gidin bir sevişin. Ciddiyim. Atın o ölü toprağı üzerinizden. Harika hissettiriyor.

Şimdi yazdıklarımı okudum da, ne kadar kolay ya böyle oturduğun yerden klavyeye vurup vurup “bunu yap, şunu yapma” demek. Kendime sinir oldum o derece 😊
Yaşarken hiç böyle hissetmiyordum. Ama okuduğum her makale bana yukarıdakileri harfiyen öneriyordu.

Size asla ama asla kolay olacağını söyleyemem. İçiniz parçalanacak, ruhunuz ölecek bir süre. Çok acı çekeceksiniz. Çok yalnız kalacaksınız. (Çok iyimser cümleler kurmak isterim. Kişiliğim de buna fena halde müsait zaten. Ama üzgünüm bu kötülüğü size yapamam. Sokaktaki adamın söylediğini söyleyemem. Bu iş çok acıtan, çok can yakan, çok zor, uzun süren bir iş. Ama, sonrasında dönüşeceğiniz kadın, ayakları yere vurduğunda yeri göğü inleten bir kadın olacak.)

Fark ettiyseniz adamla ilgili tek satır yazmadım. Merak ediyorsanız söyleyeyim, yaz sonu karşılaşmalarımızdan sonra onu hiç görmedim. Sadece geçenlerde eski iş yerimden (onu da tanıyan) arkadaşlarımla buluştuk. Bana dediler ki “siz barıştınız mı?” yo dedim ne alaka. Aynı günlerde ikimiz de Bodrum’daymışız. Aynı yerlerden fotoğraflar paylaşmışız. Onlar da beraberiz sanmışlar. Ben Instagram’ını görmediğim için bilmiyordum tabi.

Sanki benden önce kışları Bodrum’a gidermiş gibi “bu kış sezon geç açıldı” yazmış bir de, götüm. Güldüm. Sonra adamın toplama bir bilgisayardan bir farkı olmadığını hatırladım. Benden kış Bodrum’u, Fatma’dan bir şarap markası, Ayşe’den bir film.. Derleme bir insan zaten, bu detayı önceden de paylaşmıştım. Öyle bir adam yok. Kişiliği, karakteri yok. Sadece copy-paste var. Gözlem ve gözlemlerini uygulama var. İçinden bir şey gelmiyor. Çok nadiren "acaba ne yapıyordur" diyorum, hemen akabinde eksenim geri geliyor ve "aman ne yapacak, her şey aynen deneyimlediğin gibi işte" diyorum. Bu soruyu soran da ben değilim zaten, egom. 

No contact kuralını uygulamak şahane, ama böyle bir dezavantajı var. Ne halde olduğunu görmüyorsun. Bütün kapıları sıkıca kapattığın için seninle irtibata da geçemiyor. Ortak insanlarla da görüşmüyorsun. Bu yüzden senin hakkında ne düşündüğünü, nasıl bir hayat yaşadığını, neler hissettiğini gözlemleme imkanın olmuyor. Burada bu soruyu sorarkenki farkındalık çok kıymetli ; bunu merak eden ben değilim, bu soruyu soran onaylandığımı/sevildiğimi/değerli olduğumu hissetmek ihtiyacında olan egom! Bu kadar kıymetli bir şeyi bu adamın iki dudağının arasına mı teslim edeceğim ya ben? Gerçekten mi? Deyippp hemen toparlanıveriyorsun.

Gerçekte ne yaptığı zerre ilgimi çekmedi, çekmiyor. Öldürdüm onu.

narsistiliski@gmail.com adresine yine mail atabilir, yorumlar kısmına yorum bırakabilirsiniz.
Artık burayı okumak eskisi kadar acıtmıyor. Ama bu sürekli aktif olabileceğim anlamına da gelmiyor. Ara ara kontrol edip, kendi göremediğim desteği sunmaya devam edeceğim.

Sevgiyle kalın.