11 Ekim 2016 Salı

6. Ay Güncellemesi - İçler Dışlar Çarpımı

Bugün bir sürü başka makale de yazdım :) Hızımı alamadım, madem öyle bu blog’a da uğrayayım biraz..

Kabustan kurtulduğumdan beri geçen 6 ay.. Bir bakalım, görünenin ötesinde neler yaşanmış..

İlk 1-2 ayı hatırlıyorum. Epey zordu.

Onu kesinlikle özlemedim, o zamanlarda bile. Yani onun tarif ettiği gibi ondan vazgeçememe durumu, özlem vs kesinlikle yok.

Ama şu var ; öyle özdeşleştim, öyle içine girdim, öyle hissettim ki onu. Kendimi en son ailesine küfür ederken hatırlıyorum içten içte. “Bu adama ne yaptınız? O o zamanlar minicik bir çocuktu, ne istediniz ondan? Neden bu hale getirdiniz? Sevginizi neden esirgediniz? Allah sizin de belanızı versin” dediğimi hatırlıyorum. Kendi kendime tabi.

Çocukluk resimlerine bakıp, başına gelmiş olabilecek türlü felaketleri hayal ettiğimi, bunlarla o minicik yaşında nasıl baş edemediğini ve ne kadar yalnız bırakıldığını düşünüp, uzunca bir süre ben “o” oldum.

Ona bürünüp, onu çözmeye çalışırken de kendimle karşılaştım. Ve karşımda gördüğüm manzara hiç hoşuma gitmedi. Gördüğüm şeyi hiç sevmedim.

Anlatayım.

Beraber gittiğimiz terapiste birkaç seans daha devam ettim. Bir tür onaylanma ihtiyacım vardı. Bir şeyler yolunda değil, ve hiç kimse beni anlamıyor.
Şu an hala yaşadıklarımı sıfırdan birine anlatsam, beni kendi kadar dinleyecek, kendi kadar anlayacak.
O anda istediğin tek şey anlaşılmak. Tuhaf bir kafa. Biraz şefkat, bir anlayış. Hepsi bu.

Yakın çevrem de ne yazık ki bu konuda sınıfta kaldı. Fiziken görüşmeye devam etsem de ruhen ciddi kopuş yaşadığım arkadaşlıklarım oldu.

Kendi kendime, tek başıma, okuyarak, araştırarak, öğrenerek, bilene sorarak, yaşayanlara ulaşarak, kendi yolumu buldum. İyi ki yapmışım bunları, iyi ki pes etmemişim hiç. Bana olan faydası tarifsiz, geri dönüşleri mükemmel oldu zira.

Onu kurcalarken kendimi buldum dedim ya, buna kaç kişi cesaret gösterirdi bilemiyorum. Etrafımdan bana söylenilen gibi ‘geçip gitmedim, bırakıp devam etmedim’ ben. Üzerine gittim. Elimi içine soktum. En pis yerlerini gördüm işin.

Onu keşfetmeye çalışırken, kendimde de biraz ondan gördüğümü fark ettim. Yani bence, bana göre, ben de (özellikle ergenlik dönemimde) hafif seviyede bir narsisttim.

Klasik ‘Annem babam beni yeterince sevmedi, ben de kendimi sevdim’ durumu özetle.

Farkımız, seviyelerimizdi. Bir de gücümüz. Ben ondan daha güçlüyüm. Yüzleşme cesaretim var ve üzerine gidebiliyorum. Bunların hiçbiri onda yok.

Bir de, sanırım bu zımbırtı gerçekten seviye seviye.. Yani ben asla ama asla insan kullandığımı, insanları bana hizmet edecek araçlar olarak gördüğümü düşünmüyorum. Hatta kendimden şüphe edip sordum. Beni eskiden tanıyan insanlara sordum. Eski günlüklerimi okudum. Girdim ta içine. Öyle bir geri bildirim de almadım çok şükür. Sanırım bendeki seviye narsistik tandans. Eğilim. Şimdi ise, bu "EGO-ACTIVATED" durumumu hissettiğim anda yönetebiliyorum. Yani şöyle, fark ediyorum "evet, şu an içindeki savunma mekanizman konuşuyor, sence buna gerçekten ihtiyacın var mı? Bu kadar güçsüz müsün gerçekten?" diyorum. Bunu deyince de geçiyor zaten. Hoş, bu gözle bakarsan herkeste var biraz. Kimseye zarar vermediğin müddetçe, bir miktar olmasında sakınca olmaz gibi? 

Narsizm ve codependency çok zıt ama bir o kadar da benzer kavramlar zaten. Çok derine inmeme gerek yok. Herkesin hikayesi kendine tabi, ama bir noktada "yaşasın psikoloji bilimi" diye haykırasın geliyor. Birileri seni senden önce çözmüş, yazmış falan.. Güzel bir destek.. 

Bu yüzden bu adamla yaşadığım ilişki bana bu kadar derin koydu işte. Mesele adam değil, adam bir figür. Öylesine gelip geçen biri sadece. Mesele ben.

Anneme kızdım çok. Çok ama. Beni ihmal ettiği günleri anımsadım.

Özgüven, özsaygı, özsevgi, özdisiplin.. Başında öz olan her şeyin anne ile ilgili olduğunu biliyor muydunuz?

Bu adamla bu kadar uğraşmamın, yanında kalmayı seçmemin altındaki motivasyonun, geçmişte annemden almak istediğim ilgi olduğunu söylesem? Çok mu sıkıcı ya da bayık gelir? Gerçek buydu.
Annemin bana vermesi gereken sevgiyi kendi kendime vermenin yollarını öğrendim. Kitaplar okudum. Meditatif birkaç çalışma öğrendim. Kaçmadım. Üstüne gittim.

Bende eksikler vardı. Birkaç spiritüel eğitimin ardından bir hayli toparlamışım aslında, şimdi daha iyi görebiliyorum. Sonra gittim böyle bir canavarı çektim, sebebi vardı, sebebi benim gelişimime destek olmasıydı. Miladını doldurdu. İşini yaptı. Bitti.

Annemle de ilişkim, belki son 25 senedir olmadığı kadar iyi. Tamamen düzeldi diyemem, ama içimde müthiş gelişme var. Önemli olan da o zaten.

Peki neleri değiştirdi?

Artık “The nicest person in the World” değilim. Baya sınırlar çizmeyi öğrendim.

Gerekliydi.  İyi oldu.

Çevrem şaşkınlıkla izleyecek muhtemelen ama, benim yolum bu.

Memnun muyum bu halimden? Pek değil. Alışamadım.

Sevemedim yeni yerimi. Solarım ben burada. Bir gün ışığı lazım, bir yerleri kırmam, o ışığı almam lazım. Ya da koca bir kutu boya lazım, pembe.

O böyle mi yaşıyor hep? Hep hesaplayarak? Ne fena.. Hayat mı bu? Çok sevimsiz. His yok. Duygu yok hiç burada. Çok gri. Çok sahte. Nasıl yaşadı bunca sene?

En çok hazmedemediğim şey ise şunlar ;

1)      Baya bile isteye manipüle edildiğimi nasıl fark edemedim? (kendimi affetmem epey zamanımı aldı)
2)      Yanında bu kadar açık konuşan, bu kadar onu anlayan, kollarında ağladığı bir kadın bulmuşken, neden yine konfor alanında kalmayı seçti?

Yemin ediyorum başka derdim yoktu. Bir tek bu ikisi.

O da düşününce yani. Yoksa hayat baya güzel devam ediyor.

Eski erkek arkadaşımla görüşüyorum yeniden. Hatta bu satırları onun evinden yazıyorum.

Planlı olmadı. Açıkça her şeyi anlatıyorum da ona. Böyle kuzu kuzu oturuyoruz yan yana. Geziyoruz falan. Aşık değilim. Bence o da değil. Seviyoruz birbirimizi. Ve nedense iyi geliyoruz birbirimize şu an. Vaat yok, bir şey yok. 


Beni mutlu etmek için harcadığı çabayı görünce, nasıl etrafımda dört döndüğünü görünce, yaşadığım o kabusa lanet okuyorum. Dünya varmış diyorum. Buydu sevilmek diyorum. 

Adam olmak öyle havalı arabalar restoranlarla olmuyor. Onlar herkeste var. Şu an görüştüğüm insanda da var, eğer mesele buysa.

Mesele gittiğin yerde keyifle oturmak. E ben, bu adamı hayatımdan çıkardıktan sonra çok daha keyifli bir hayat yaşıyorum? Daha mutluyum? Neydi o zaman beni tutan?

Dedikçeeeee… Derinleşiyorsun. Üstünü kapamak da bir tercih tabi ama, bunca farkındalıkla yapamadım onu işte.

Şu an geldiğim nokta inanılır gibi değil. İş ilişkilerim, aile ilişkilerim, arkadaşlıklarım.. Hepsinin altını üstüne getirdim. Hoşlanmadığım bir çok şey buldum. Hepsini temizlemeye karar verdim.
Bu güç nereden geliyor, nasıl oldu bilmiyorum ama dönüştüğüm şey harika oldu.

Önümüze gelene bin tekme diye bir oyun vardı çocukken. Kol kola girer, bacaklarımızı kocaman aça aça yürürdük. Tam öyle hissediyorum.

Birini gözlemlerken, ya da alakasız bir şeyi konuşurken artık daha etraflıca analiz edebiliyorum. İyi kadar kötüyü de görebiliyorum. Sonra kötüyü de gördüğüm için kendimi "zehirlenmiş" hissediyorum. Sonra diyorum ki "bu da geçecek". Bir miktar kalsın, biraz olması sağlıklı. Bunu yönetmeye ve dengelemeye çalışıyorum sürekli işte. Çünkü bende hiç yoktu. Ne masumdum, ne güzeldi. Burada bir tercih yapmam gerekecek, konfor alanımda kalıp "Hayır, reddediyorum. Hayat böyle olmak zorunda değil. Ben yine saf kalacağım" deyip, benzer durumları kendime çekmeye devam edebilirim. Ya da, biraz akıllanıp, kötülükleri de görüp, iyiyi "seçebilirim". Benim fabrika ayarlarım "iyiydi". Aklımın ucundan geçmezdi böyle bir dünya, böyle insanlar.. Şimdi geçiyor.

Bir taraftan çok seviyorum dönüştüğüm şeyi, çok yakıştığımızı düşünüyorum. Özüm buymuş demek ki. Ne güçmüş anasını satayım, neredeymiş bunca zaman? Niye saklamışım? Neyden korkmuşum tam olarak? Dünya sikimde değil :) Ve şov ya da şekil de değil, basbayağı gerçek çok acayip..

Neye güvendiğimi de bilmiyorum. Kendime sanırım. Belki de ilk defa..Hayatımın masumiyet aşaması bitti sanki. Gerçekçi/realist bir dönem başladı gibi. Böyle hissediyorum. 

Diğer taraftan, alışmadık kıçta don durmazmış hesabı, temkinli ilerlemeye gayret ediyorum. Birini ya da bir şeyi yıkmak ya da kaybetmek müthiş kolay. Bu yüzden geceleri biraz da Allah’a sığınıyorum, doğru kararları vermeme yardımcı olması için.

Bu yüzden sanırım şu an geldiğim noktada, narsist beyimize teşekkür etmekten başka alternatifim kalmıyor. Beni büyüttüğü için. Şunları okusa, hayatta anlamaz. Öyle uzak ki bu dönüşümlerden. Konfor alanında mutlu mesut sıcacık yaşıyor. Hala “o kadın” ı arıyor. Bulamadan ölecek.

Deliliğin tanımı neymiş biliyor musunuz? Gerçek ile zihninde yarattığın illüzyon arasındaki boşluk.

Yani zihninde yarattığın dünya, gerçek dünyadan uzaklaştıkça, deliliğin seviyesi de artıyor. Adam bütün kadınların onu asla unutamadığına ve eşsiz olduğuna inanıyordu baya ciddi ciddi? Seviyeye bak?

Dışarıdan nasıl göründüğünü bir bilse.. Ama göremez. Rahatsızlık tamamen bunu inkar etmek üzerine kurulu zaten. 

Bu tanıma göre belki ben de onunla beraber delirmişim? Şimdi ise kendi gerçekliğimi yazar gibi bir halim var. Bu daha yakın gibi. Öyle diyelim :)

Sonuç olarak kimseye bir zararım yok. Ve gelişiyorum, kocaman oluyorum, dev!

Kendimi derinden sevmeyi öğrendim galiba. Hatırladım diyelim ya da.

Kilit kelime ; şefkat! Affet kendini. Kızma. Nereden bilebilirdin? Baya kendi kendime sarıldığım günler geçirdim :) Hala da kendi kendime konuşup dertleşiyorum arada. Sonuçta beni benden daha iyi tanıyan hiç kimse yok. Ölene kadar yanımda olacak tek kişi yine kendim. E o zaman barışalım, anlaşalım, güzel güzel yürüyelim?

Baya deli deli konuşuyorum di mi :)

Şu yazıklarımı yer yüzünde (ya da yakın çevremde) anlayan insan sayısı öyle az ki.
Ve buna rağmen, bu yoldan şaşmamak, aynen ilerlemeye devam etmek, doğru bildiğini okumak öyle cesaret isteyen bir şey ki..

Etrafındaki hiç kimsenin anlayamayacağı bir şeyi yaşadığında, bu yola ister istemez giriyorsun.
Şimdi sıfırdan otursam, bu adamla yaşananları anlatsam, kulağa bambaşka gelir anlatacaklarım. Bu yüzden onu da bıraktım. Kimsenin onayına ihtiyacım olmadan yürüdüm. Süperdi.

Hatta, bir İtalyan bir de Kanada’lı kadınla yazıştım bir süre. İngilizce kaynaklarda bu rahatsızlıktan canı yanan kadınların bir araya geldiği forumlar falan var. Onlar anladı beni mesela. Sadece yaşayan bilir. Onlar da kimseye anlatamamış, anlaşılmamışlar.

Belki de bu yüzden yazıyorum bunları. Kimse anlamasa da, eğer yaşadığın şeyin “gerçek” olduğundan eminsen, kulaklarını tıka, gerekirse odana kapan, gerekirse bağır çağır isyan et, ama kabullen bu durumu ve asla pes etme.

Bundan sonraki yaşantımda muhtemelen mental olarak daha yalnız, ama daha güvenli ve kendinden emin şekilde yürüyeceğim. Bile isteye kabulüm. Çok daha tatminkar oluyor her şey. Tüm yaz bunlara kafa yordum.

Öyle çok araştırdım, okudum, sorup soruşturdum ki.. Yakın çevrem ve arkadaşlarım “delirdin artık, bırak yoluna bak” benzeri bana göre gıybet level’da kalan yönlendirmelerde bulundurlar. Umurumda olamadı.

Bu işi çözmenin en güzel, en faydalı, en gerçek yolu bilinçlenmek. Okuyunca resmen textbook bir adamla karşılaştım. İnanılır gibi değil, resmen A’dan Z’ye yazılmış. Herşey mi tutar? Hiç mi şüphe kalmaz içinde..

Ne zaman ki netleşti, bendeki kopuş o zaman oldu.

Çok da kısa sürede oldu, şükür. 2 ayda maksimum. Arından resolution geldi. Kendine dönüş. Sonraki mücadelem hep kendim için, daha iyi bir insana dönüşmek içindi. Kendimleydi.

Ve o.. Bunların hiç birini, yüzde birini bile asla yapamaz. Gücü yok. Çok üzücü ama gerçek bu. Bunu da kabullenmek gerek.

Belki işim gereği, belki kişiliğimden bilemiyorum ama, kendini görmeyen, kendini geliştirmek istemeyen insanlara tahammülüm çok az. Bununla barışmaya çalışıyorum ben de şu sıralar. Herkes bu kadar cesur ya da derin olmayı tercih etmek zorunda değil.

Yani sonuç olarak, müthiş güçlüyüm. Bu bir günde olacak şey değil. Hep varmış, şimdi çıktı yüzeye.
Bedenimi dinliyorum. Sezgilerimi dinliyorum. Bana aykırı olduğunu hissettiğim hiçbir şeye girmiyorum. Bir proje teklifi. Bir arkadaşlık. Bir sevgili. Yok yani olmuyor. İstesem de olmuyor artık. Baya elimin tersiyle ittiğim bir iş teklifi oldu mesela.. Yerimde başkası olsa uçarak atlardı. Parası da güzel, ihtiyacım da var. Ama yok, hayır dedim.

Müthiş bir kadına dönüştüm.

Her gün dengeyi bulmak için çabalıyorum hala. Sert, kabuklu bir şeye dönüşmeyeyim diye. Potansiyel var çünkü, böyle derin acı yaşayınca.. Beynimde hep bir muhakeme. Bol düşünceli günler. Çünkü kendinle uğraşmak bunu gerektirir.. Ayakları yere basan, gerçek bir özgüven geliştirmeye gayret ediyorum. Kendimde yapay ya da insanları idare eden bir tutum sezdiğim anda kendimi frenliyorum artık. Gerçek olsun da ne olursa olsun istiyorum. Ve ben iyiyim diye yanımda olan insanları kaybetmekten hiç korkmuyorum. Çok yalnız günlerim oldu. Ölmedim. Demek ki çok da korkunç bir şey değilmiş? 

Yani kabuk bağlamak yerine, içi dolu ve gerçek bir şeyler yaratmaya gayret ediyorum. Her gün. Her saniye.

Dışarıdan baksan, sosyal medya falan, sarışın bir kız görürsün, geziyor tozuyor eğleniyor, etrafında bir sürü insan.. Görünen o yani. Ama için çok başka.. Çok keyif alıyorum böyle olmasından :)

Krizi fırsata çevirmek tabir ettiğimiz :)

6 ay güncellemesi böyle işte.. Yine yazasım gelirse paylaşırım ama.. Tek söyleyebileceğim, eğer bu tür bir insana denk geldiğinizi düşünüyorsanız, içinizde en ufak bir şüphe varsa, sezgilerinize güvenin. Uzaklaşın. Ve bir düşünün “neden bu adamı seçtim, neden kaldım?” diye. Sonuç mikemmel..

Bu arada, öyle aştım, bitti, nirvanaya vardım gibi algılanmasın sakın.. Süreç halen devam ediyor. Sadece daha hafif devam ediyor. Bu öyle kolay kolay atlatılabilecek bir durum değil kanımca. Çünkü kendinle ilgili bir çok şeyle yüzleşmek zorunda kalıyorsun. Sadece şekli değişiyor. Adamdan bağımsız, sadece kendinle ilgili bir süreci başlatıyorsun.. Ya da kaçabilirsin de, tercih tabi.. 


Zaman bir çok şeye ilaç olabilir, ama bence hiçbir şeyi kökten iyileştirmiyor. Sen iyileştirebiliyorsun sadece. Korkma, uğraş.


Tak kulaklığını, giy spor ayakkabılarını, in sahile.. Yürü!!!










4 yorum:

  1. Merhaba, 22 yıl evlilik ve 5 yıllık sevgililik döneminden sonra yaklaşık bir yıl önce narsist bir partnerden boşandım. Sizinle mutlaka dialog kurmak isterim. Birbirimize ve bizimle aynı durumda olan başkalarına destek olabiliriz. sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazdıklarınızi bir solukta okudum, bu insanlarla ilişki bir travma yaratıyor. Ve bu deneyimi yaşamayan anlayamaz. Bu prototip bir hikaye, bunlar sülük, hayat dolu kadınların kanını emen. O yüzden böyle dayanışmalar iyi hissettiriyor...

      Sil
  2. Ben 11 yıl önce üniversitedeyken tanıştım böyle biriyle. Başta inanılmaz özel ve değerli hissettiren bu insan aylar sonra hızla uzaklaştı. Her an kendimi ona layık olduğumu kanıtlamaya adamıştım.2yıl sonra geçmişte ve şimdiki zamanda farklı iki kadının daha olduğunu öğrendim. Bitti, 3yıl sonra yeniden denedim ve yine aynı son...2,5 yıl sonra yeniden görüştük geçen ay ama bu defa yalanları anında fark edip yolumu ayırdım. Bunca şeyi aşmış biri olarak Sizinle özel mailleşmek isterim. Sevgiler.

    YanıtlaSil